Kitap, varoluşsal sorgulamalar, hiçlik, ölüm, ayrılık ve yabancılaşma gibi temaları işler. Öykülerde çocukluk arkadaşlarının yaşamları ve bir ölüm üzerinden ruhsal yansımalar anlatılır. Öyküler birbirine bağlıdır ve içsel seslerle kurgulanmış bir yapıya sahiptir.
Aşağıdaki fotoğraf ve tanıtım bülteni www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.
Kış İkindisinin Evinde Kitap Açıklaması
“İşte hazırlık başlıyor, okul günleri bitiyor. Geç gelen baharla, kışı hatırlayan bir ben varım. Artık durgunluk son buluyor, mutluluk başlıyor, dolaplarının içine yazılar yazıyorlar, kalpler çiziyorlar, bir ok kalbi delip geçiyor –aşk böyle bir şey mi? –temiz giysilerini giyiyor, saçlarını tarıyorlar, bir yıl sonra nerede buluşacaklarını, az sonra –kaçınılmaz bir biçimde gülünç olacak bir veda töreninden sonra- buradan çıkıp gittiklerinde neler yapacaklarını kararlaştırıyorlar. Bir sevinç dalgası, bir heyecan sarıyor her yanı. Oysa zaman geçip gitti ellerimizin arasından, çocukluk günleri bitti, bu, özgürlüğün başladığı değil, korunağın yıkıldığı gün
Kitap sadece güzel değil, harika bir dili var, akıcı, fazla detaya girmeden olayları anlatıyor, sizi dinlendiriyor, keyif alıyorsunuz, kitabı bırakmak istemiyorsunuz. Hikaye Kıbrıs Türkü bir ailenin, rum zulmüne uğraması sonuçlarından kurgulanmış. Hiç bir anlatım abartılı değil, hiç bir şey dramatize edilmemiş. Kaybedilen hayatlar, daha sonraki nesillere yansıması anlatılmış. Kitap o kadar enteresan ki, aslında bir aşktan bahsediyor ama parelelinde çok iyi tespitler var. Emel karakteri öyle bir anlatılıyor ki, tanıdığım iki bayanla %100 örtüşüyor. Sırlarla dolu ve detay vermiyor ama detay isteyen de yok. Murat, dayısının izinden giden bir yazar, aslında herşeyi okuyarak yaşıyor. Kitap okumanın ne kadar güzel ne kadar rahatlatıcı bir yaşam biçimi olduğunu anlatıyor. Yaşam biçimi deyimi hatalı değil, eğer okuma sürelerini arttırırsanız bu dijital dünyada bile başka bir şeyden keyif almamaya başlıyorsunuz. Hiçbir zaman çok iyi bir okuyucu olmadım ama anlatılan ana karakter ve dayısı gibi bir kitap kurdu olmayı çok istemişimdir.
Kitabın finali hakkında bilgi vermek istemem ama her zaman mutlu sonlardan yanayım. Keşke bu kitapta mutlu sonla bitseydi.
Bu kitabı okuduktan sonra, Kürşat Başar'ın yazdığı bütün kitapları sipariş ettim.
Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.
Onu gördüm ve yaz geldi.
Sanki kapı çalınıp çocukluk arkadaşınız yıllar sonra tekrar çıkagelmiş gibi…
Unuttuğunuz bir anıyı bulmak gibi…
Çok eskide kalmış, yıllar sonra yeniden duyduğunuz anda geçmiş
bir zamanı size taşıyan bir şarkı gibi…
Dağ yollarında kaybolduktan sonra birdenbire, bir dönemeçte denizle karşılaşmak gibi…
Yaz… bitmesini hiç istemediğim eşsiz anlar ve hiçbir şeyin, hiç kimsenin sonsuza
dek benimle kalmayacağını anladığım ayrılıklar mevsimi…
İlk kitabıyla edebiyatımıza benzersiz bir giriş yapan ve yıllar yılı insan yüreğinin,
özlemin, aşkın, geçmişi geleceğe bağlayan o narin bağların izini süren
Kürşat Başar, 11 yıl aradan sonra kaleme aldığı yeni romanı Yaz'la okurlarıyla buluşuyor.
Yakın tarihimizin kritik bir döneminde dünyaya gelen, birbiri ardına yaşadığı kayıplara
rağmen hayata tutunan bir gencin büyüme serüvenini, yüzleşmelerini ve
bir yaz mevsimi yaşadığı sarsıcı aşkı, arka plana hızla yitip giden İstanbul'u yerleştirerek anlatıyor.
Bir karşılaşmayla değişen hayatın, küçük bir rastlantıyla uyanan arzuların,
birdenbire gittiğiniz yolu değiştiriveren olayların ve her şartta, her yerde insana devam etme,
hatta yeniden, yeniden başlama gücü veren o ele gelmez sırrın peşine takılarak...