Kitabın kısa özeti; kötü bir hikaye, kötü bir son.
Fakat yine Orhan Pamuk büyüsüyle kitabı büyük bir keyifle okudum.
Böylesine basit, eski Türk filmlerini andıran konuları, nasıl böylesine
güzel işliyor ve bana okutuyor bunu çözemedim.
Sanırım iyi roman yazarı olmanın sırrı bu.
Kitap 30 yıl öncesinden başlayarak, günümüze gelen
Gebze-İstanbul-Öngören'de geçiyor. Liseli bir gencin aşkı ile baba
özlemini harmanlamış bir hikaye. Tarihsel örnekleri çok fazla tekrar
edip biraz sıkıyor. Kitapta beni en çok rahatsız
eden kısım, rastlantıların bu kadar fazla olması oldu. Bir diğer açık
konu ise roman yazarı olmak isteyen kahramanın bu konuda ilerleyen
yaşlarında imkanı olmasına karşın hiç bir denemede bulunmaması oldu.
Kitabın kapağının da bir hikayesi var. Orhan Pamuk'un
bu kitabını da okuduktan sonra bütün kitaplarını okumam gerektiğine
karar verdim.
Aşağıdaki bilgiler www.dr.com sitesinden alınmıştır.
İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür?Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın'da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap, Pargalı İbrahim Paşa'nın bir köle iken nasıl Osmanlı da en yükset mertebelere geldiğini anlatıyor. Hırslı ama devleti için faydalı bir karaktermiş, hataları olmuş ve bunun bedelini canı ile ödemiş. Bir dergaha gömülmüş, mezarı yok. Kitapta dikkat çeken en ilginç ayrıntı ise Sultan Süleyman'la aynı odada kalmaları ve aynı yatakta uyumaları. Muhteşem Yüzyıl dizisini seyreden birisi için kitap okumaya çok gerek yok. Sadece Kanuni'nin kız kardeşiyle evlenip evlenmediği belli değil. Bir de Osmanlı hanedanlığında dedikodu kazanı nasıl kaynıyormuş, okurken çok güzel anlıyorsunuz.
Aşağıdaki bülten www.dr.com.tr den alıntıdır.
Kanunî Sultan Süleyman'ın veziriazamı olan ve Pargalı, Frenk, Maktul, Makbul gibi ünvanlarla tanınan İbrahim Paşa bugünkü Yunanistan'ın Parga adlı şehrinde bir balıkçının oğlu olarak doğmuştu. Manisa'dayken Şehzâde Süleyman'ın maiyetine girdi. Pargalı İbrahim, 1523'te Pîrî Paşa'nın yerine, daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde ve genel teamüle aykırı olarak hasodabaşılıktan veziriazamlığa getirildi. Bu yüzden Makbul İbrahim Paşa diye anıldı. Ancak kazandığı başarılarla günden güne artan gururu sonunu hazırladı ve 1536'da idam edildi. Artık "Makbul" değil "Maktul"'dü.
Fazla bir beklentiyle okunmaması gereken bir kitap.
Konusu basit, ortamı canlandırması zayıf, yazarın dili ya da çeviri
akıcı değil. Bütün bunlara rağmen okunabilir bir kitap. Konusu, aksiyon
macera tarzında birazda romantizm var, bence
kitap bitmemiş, yazar bitirmek istememiş gibi bir son var. Aslında kitap hakkında söylenebilecekler bundan fazla değil.
Dehşet
verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük
ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye
kalanları
kimin yöneteceği konusunda Lattimer'lar ve Westfall'lar arasında çıkan
savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol,
her yıl yapılan bir törenle, kaybeden tarafın kızları ile kazanan
tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.
Bu yıl benim sıram gelmişti. Benim adım
Ivy Westfall ve görevim basitti: Başkan'ın oğlunu, müstakbel kocamı
öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak. Ama
görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir
oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil.
Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama
kaderimden kaçmama imkân yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim.
Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım…
"Bir oturuşta okudum. İ-NA-NIL-MAZ-DI! O nasıl bir sondu öyle?!" - Wendy HIggIns, Tatlı Şeytan ve -Tatlı Tehlike romanlarının yazarı-
"Etkileyici ve ince düşünülmüş bir dünya, merak uyandırıcı bir başlangıç, cesur bir kahraman." ? - KIrkus RevIews-
"Güçlü karakterler, karmaşık ilişkiler,
politik entrikalar ve ihanet, kitabı elinizden bırakmanıza engel olacak;
daha fazlası için sabırsızlanacaksınız!" -School LIbrary Journal-
"Kurucunun Kızı'nda bir distopyada
arayacağınız her şey var: tüyler ürpertici bir olay örgüsü, heyecan
verici karakterler ve her kelimesi özenle yazılmış bir hikâye." -InsIghtful MInds RevIews- (Tanıtım Bülteninden)
Yine bir kuzey ülkesi, zor isimler, bilmediğimiz kasabalar; sonuç vasat bir kitap. Biraz zorlama bir hikaye olmuş, belki Agatha Christe kitaplarından sonra cinayet romanları beğenmek çok zor ama gerçekten olmamış. Hikayedeki kurgu bile çok yetersiz olmuş fakat tatilde okunabilecek bir kitap, sonunda yeni bir kitap konusuna açık halde bitmiş. Big Brothers yarışması İsveç'te de yapılıyor ve çok rezil durumda, aslında herşey bir senaryo, fakat rating uğruna herşeyin yapıldığı bir dünyada yaşıyoruz.
Aşağıdaki bülten http://www.eganba.com/ adresinden alınmıştır.
Arabasında ölü bulunan genç bir kadın...Kaza süsü verilmiş cinayetler. Korkunç sırlar sonsuza kadar saklanamaz...
Avrupa'nın en çok okunan polisiye yazarlarından Camilla Lackberg
Şarampole yuvarlanmış bir arabada genç bir kadın ölü olarak bulunur. Arabadaki boş votka şişesi ve yoğun alkol kokusu kadının içkili araç kullanarak kaza yaptığını göstermektedir. Ancak yakınları, kadının hiç içki içmediğini söylemekte, adli tıp bulguları da onları desteklemektedir.
Aynı günlerde şehir bir reality show'a da ev sahipliği yapmaktadır. Şehir adeta dev bir stüdyoya dönmüş, katılımcıların her hareketi kayıt altına alınmaktadır. İçkinin su gibi aktığı bir partinin sabahında katılımcılardan biri öldürülmüş olarak bulununca Patrik ve ekibinin işi iyice zorlaşır.
Araştırmalar derinleştikçe kaza süsü verilmiş başka cinayetler de çıkar ortaya. Geniş bir coğrafi alana ve zamana yayılan, görünürde birbiriyle bağlantısız bu cinayetler çözülmezse, yenilerinin işlenmeyeceğinin garantisi yoktur.
Lackberg korkunç sırların sonsuza kadar saklanamayacağını ve suskunluğun ruhu nasıl öldürdüğünü büyük bir ustalıkla anlatıyor.
- Publishers Weekly
Füsun ve Kemal arasında geçen aşkı anlatan bir kitap. Kitabı okurken bir insan aşık olup kendini bu kadar rezil edebilir mi diye soruyorsunuz. Kemal takıntılı, kleptomani, ruh hastası bir kişilik. Çaldıklarının masum bir amacı olduğunu düşünüyor ve bu konuda okuru ikna etmeye çalışıyor ama çok hasta, bence tedavi edilmesi gerekiyordu. Kitabın Nişan bölümünde, kısa bir süre Orhan Pamuk'un hikayeye girdiğini görüyoruz. Kitabın sonunda ise konuların geneline hakim ve akışı kendisinin bitirdiği bir kitap olmuş. Zaten yazarı kendisi olduğuna göre farklı bir şey olamaz diye düşünüyor olabilirsiniz ama kitabı okuyunca ne demek istediğim daha net anlaşılır. Kitabı yine bir Orhan Pamuk kitabı olduğu için okudum, konusu daha doğrusu romantizmi beni hiç ilgilendirmediği gibi hikaye çok saçma, eski bir Türk filmi gibi. Bu kadar kötü bir hikayeyi neden baştan sona okudun derseniz işte orada yazar farkı söz konusu. Başka bir yazarın kitabı olsa, kesin yarım bırakırdım.
Aşağıdaki kitap tanımı www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.
"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum."
Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor...
1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.
Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.
Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012'de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma'da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, Financial Times gazetesine yazdığı yazıda, "Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insanî ve en etkileyici çağdaş sanat eseri," diye yazdı. "Aynı zamanda hem şiir hem karamizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem." (Tanıtım Bülteninden)
Aklı başında insanların okumaması gereken bir kitap. Kitap aslında ruh hastası Norveçli yazarın hayatının seçilmiş kısımlarını anlatıyor. Hep bir şeyler yakalarım diye okudum, ya çevirisi çok kötü ya da gerçekten çok başarısız bir kitap. Kitapda ne anlatılıyor derseniz, Karl Ove'un bakış açısından yaşadığı olaylar anlatılıyor. Kitabın son 100 kusür sayfası, babasının cenazesi ve ölümüyle ilgili. Bu kitabı kimseye önermem, Newyork times nasıl olup da bu kitabı bestseler yapmış anlamadım, büyük ihtimal isim benzerliğinden insanlar yalnışlıkla almıştır.
Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alınmıştır.
"Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur."
Hiçbir sır bırakmayan bir dürüstlükle yazıyor Knausgaard. O yazdıkça nefesler tutuluyor, heyecandan kalp çok kereler duracak gibi oluyor. Onun yaşamına giriyor, kendi kalbinizden çok ama çok uzaklara gidiyorsunuz ama bir anda orada sadece kendi kalbinizin attığını duyuyorsunuz. Knausgaard Kavgam'da eşsiz bir ustalıkla bize yaşamlarımızı geri veriyor.
'Karl Ove'nin kayda değer yeteneği ki bu yetenek bugünlerde ender bulunuyor, tamamen anda ve kendi varlığının farkında olması. Her detay süsleme ve gösterişten uzak bir biçimde ortaya konuyor, sanki yazmak ve yaşamak eşzamanlı oluyormuş gibi. Sizi tamamen içine çekiyor. Onun hayatını onunla birlikte yaşıyorsunuz.' -Zadie Smith, New York Review of Books-
Kavgam'ın ilk iki cildinde sıtma ateşine tutulmuş gibi oldum. 4 gün boyunca okumaktan başka çok az şey yaptım, e-postalarımı cevaplamadım, köpeğimi yürüyüşe çıkarmadım, bulaşıklar lavaboda yığıldı. Anlatının ışıkları sizi olduğunuz yere mıhlıyor, tıpkı otobanın ortasında kalakalmış bir hayvan gibi.' -Dwight Garner, The New York Times-
'Kavgam, Knausgaard'ın sıra dışı 6 ciltlik romanı tüm bilinen ticari reklamları alt üst ederek yazarını bir rock yıldızı haline getirdi. Sadece Norveç'te 450.000 adet satıldı, her 9 yetişkinden biri Kavgam'ı okudu.' -Emma Brockes, The Guardian-
'Bırakamıyorum, bırakmak istiyorum, bırakamıyorum, sadece bir sayfa daha, sonra akşam yemeğini hazırlayacağım, bir sayfa daha…' -Västerbottens-kuriren, İsveç-
'Bu destansı maceranın ilk ilk bölümü, bıkkın ve yorgun okurları bile hayata bağlayacak.' -The Independent-
'Knausgaard'ı okumak Google Earth'e ilk kez bakmak gibi; uzaydan kıtayı, ülkeyi, sonra büyüdüğünüz kasabayı ve caddeyi yakınlaştırıp tıklıyorsunuz. Hepsi orada, sadece tıklamaya devam edin.' -London Review of Books-
"Kavgam dürüst ve ustaca çekilmiş bir 'selfie'" -John Powers-
'Kavgam şaşırtıcı bir biçimde büyülüyor - ayrıntılar ve içtenliğin birleşimi, başka birinin beynine girme illüzyonu yaratıyor. Kavgam, kavgaya değer.' -GQ-
'Ardı ardına gelen her kitapta Bay Knausgaard, günümüzün en önemli yazarlarından biri olma ününü pekiştiriyor.' -The Observer (UK)-
'Knausgaard hayatını tüm ayrıntıları ile yazıyor, içine girerek ve içindeki titreşimleri kağıda dökerek.' -Joshua Rothman, Page-Turner-
'Çok güçlü ve canlı… Nefis, kalıcı ve tanrısal paragraflar… Knausgaard son derece çarpıcı ve tamamen dürüst. Evrensel endişelerin sıradan, banal seslerinden korkmuyor çünkü bunlar zaten hayatın akışı ve hepsi farklı şekillerde de olsa herkesin başına geliyor. Knausgaard'ın kitabında, aralıksız, sonu gelmeyen bir tat var. Sonuç cümleleri sakin, yalın ve başarılı. Walter Benjamin'in 'gerçeğin efsanevi yönü' dediği şeye sahipler.' -James Wood, The New Yorker-
'Müthiş bir roman... Çaresiz bir halde devamını bekliyorum cümlesinden başka bir şey söyleyemeyeceğim.' -Dagsavisen, Norveç-
'Tamamen sürükleyici, şaşırtıcı bir içgörü ile aydınlanmış sayfaları ve yürek paraçalayıcı dürüstlüğü ile Kavgam dünya edebiyatına tek bir karakteri sunarak bizi insanoğlunun zihninin derinliklerine çekiyor.' -Phillip Lopate-
'Kavgam insanın bakış açısını değiştiren bir kitap. İncil gibi.' -Heather Mallick, The Toronto Star-
Karl Ove Knausgaard (1968) Norveç Oslo'da doğmuş olan yazar Karl Ove Knausgaard, tüm dünyada edebi bir sarsıntı yaratan Kavgam adlı 6 kitaptan oluşan romanlar serisi ile tanınmaktadır. Kavgam'ın ilk kitabı 2009'da basıldıktan hemen sonra beş milyon nüfuslu Norveçte büyük bir sansasyon yaratarak yarım milyonluk bir satış hacmine ulaşmıştır. Serinin etkileri dalga dalga yayılarak Amerika ve Avrupa'yı derinden sarsmıştır. Kavgam kısa bir süre içinde 22 dile çevrilmiş ve Knausgaard'ı dünyanın en sıradışı edebiyat fenomeni haline getirmiştir. Yazar şu an İsveç Österlen'de yine bir yazar olan eşi Linda Boström Knausgaard ve 4 çocuğu ile birlikte yaşamaktadır. (Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı: 492
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe Yayınevi: Monokl
3600 Sayfa, Bir Skandal ve Edebiyatı Sarsan Gerçekler: Knausgaard'ın 'Kavgam'ı Hakkında Bilmeniz Gereken 5 Şartıcı Gerçek
Giriş: Neden Herkes "Sıkıcı" Bir Kitabı Konuşuyor?
Bir yazarın altı cilt ve 3600 sayfa boyunca çocuk bezi değiştirmesini, market alışverişi yapmasını, sigara içmesini ve babasıyla olan sorunlu ilişkisini en ince detayına kadar anlattığı bir eserin nasıl küresel bir edebiyat fenomenine dönüştüğünü hiç düşündünüz mü? Karl Ove Knausgaard'ın "Kavgam" serisi, tam olarak bunu başardı ve modern edebiyatın en tartışmalı, en çok konuşulan ve en etkileyici eserlerinden biri olarak tarihe geçti. Bu yazı, sıradan bir hayatın destanından yola çıkarak felsefi bir provokasyona, oradan da ağır bir insani bedele ve toplumsal bir çılgınlığa uzanan bu devasa anlatının ardındaki en şaşırtıcı, sarsıcı ve düşündürücü gerçekleri bir araya getiriyor.
1. Sıradan Olanın Destanı: Bu Kitap Neden Hem 'Sıkıcı' Hem de 'Hipnotik'?
Eserin merkezindeki estetik paradoks, okuyucu üzerindeki ikili etkisinde yatar. Knausgaard, gündelik hayatın en banal anlarını mikroskop altına yatırır ve onları varoluşsal kırılmalara uğratana dek inceler. Çocuk bezi değiştirmenin sıkıntısı, alışveriş listesinin monotonluğu veya içilen bir sigaranın yarattığı anlık duraksama, onun kaleminde ontolojik bir sorgulamaya dönüşür. Tam da bu aşırı detaycılık, bazı okuyucuların eseri "sıkıcı" ve "gereksiz yere uzun" bulmasının temel sebebidir.
Buna karşılık, Zadie Smith ve James Wood gibi pek çok öncü eleştirmen, bu deneyimi "hipnotik" olarak tanımlar. Knausgaard okumanın, yazarla birlikte "kendi hayatını yaşamak" gibi klostrofobik ama karşı konulmaz bir his yarattığını belirtirler. Çünkü yazar, sıradanlığın içindeki evrensel dramı, trajediyi ve güzelliği yakalayarak adeta "banalliği kutsar". O, hayatın dokusunu, tıpkı bir belgeselci gibi, ancak bir romancının içgörüsüyle kaydetmeyi amaçlar. Bu estetik tercih, eseri hem itici hem de çekici kılan felsefi bir provokasyonun yalnızca ilk adımıdır.
2. İsimdeki Cüret: Hitler'in 'Kavgam'ına Kasıtlı Göndermenin Arkasındaki Felsefe
Serinin orijinal adı olan "Min Kamp", Adolf Hitler'in "Mein Kampf"ını (Kavgam) doğrudan çağrıştıran, bilinçli bir provokasyondur. Bu isim tercihi, özellikle Almanya’da o kadar büyük bir dirençle karşılandı ki, kitabın ilk ciltleri orada "Sterben (Ölmek)" ve "Lieben (Sevmek)" gibi farklı başlıklarla yayımlanmak zorunda kaldı. Ancak bu seçimin ardında basit bir şok etkisinden çok daha derin, yapısal bir felsefe yatar.
Knausgaard için bu isim, kendi eserini Hitler'in manifestosunun bir "antitezi" olarak konumlandırma çabasıdır. Hitler'in totaliter, kolektif ve her şeyi yutan "Biz" (Wir) anlatısına karşı Knausgaard; bireysel, kırılgan, hatalı ve utanç dolu "Ben"i (Ich) savunur. Bu karşıtlık, eserin felsefi omurgasını oluşturur: Hitler'in Kavgam'ı, bireyselliği yok edip kitleye karışmayı hedeflerken; Knausgaard'ın Kavgam'ı, toplumsal normları reddedip radikal bir bireyselliğe ulaşmaya çalışır. Bu cüretkar jest, eserin sadece kişisel bir itiraf değil, aynı zamanda ideolojik bir kavga olduğunu ilan eder.
3. Radikal Dürüstlüğün Bedeli: Edebiyat Aile Bağlarını Nasıl Yok Etti?
Knausgaard’ın her şeyi sansürsüzce yazma ilkesi, felsefi bir duruştan öte, yıkıcı bir eyleme dönüşerek ağır bir insani bedel ödemesine neden oldu. Edebiyat uğruna feda edilen ilişkiler, serinin en karanlık gölgesidir.
Amca Gunnar Vakası: Yazar, birinci ciltte babasının alkolizm batağındaki sefil ölümünü ve yaşadığı evin pisliğini tüm çıplaklığıyla anlattığında, amcası Gunnar tarafından "aile şerefini lekelemekle" suçlandı. Gunnar, anlatılanların yalan olduğunu iddia ederek Knausgaard'ı dava açmakla tehdit etti. Bu tehditler davaya dönüşmese de aile bağları tamamen koptu.
Linda Boström'ün Trajedisi: En vurucu bedel ise Knausgaard'ın eski eşi, yazar Linda Boström'ün yaşadıkları oldu. Knausgaard, seride Linda'yı sık sık "duygusal olarak dengesiz" bir karakter olarak resmetti. Yıllar sonra Linda, bu anlatıya kendi romanı Ekim Çocuğu ile cevap verdi. Kitabında, gördüğü elektrokonvülsif tedavi (EKT) nedeniyle hafızasını nasıl kaybettiğini anlattı. Burada edebiyatın en trajik tezatlarından biri ortaya çıkar: Karl Ove’nin her detayı hatırlayıp yazdığı versiyon, onların ortak geçmişinin "resmi tarihi" haline gelirken, Linda gördüğü tedavi nedeniyle bu geçmişi unutmaya mahkûm edilmiştir. Knausgaard anlatı iktidarını elinde tutarken, Linda kendi hafızasından mahrum bırakılmıştır. Linda'nın şu sözleri, bu trajedinin özüdür:
4. Bir Kitaptan Fazlası: Norveç'i Kasıp Kavuran 'Knausgaard-Mania'
"Kavgam", kısa sürede edebi bir metin olmanın ötesine geçerek Norveç'te toplumsal bir fenomene dönüştü.
İstatistiksel Etki: Kitap, sadece 5 milyon nüfuslu Norveç'te 500.000'den fazla satarak her dokuz yetişkinden birinin kütüphanesine girmeyi başardı.
Sosyal Etki: Bu inanılmaz popülerlik, ülkede "Knausgaard-mania" olarak adlandırılan bir çılgınlık başlattı. Hatta bazı iş yerlerinde, çalışanların sürekli kitap hakkında konuşması nedeniyle verimliliğin düştüğü ve bu yüzden "Knausgaard-sız günler" ilan edildiği rapor edildi.
Kültürel Başkaldırı: Bu başarının ardında yatan temel dinamiklerden biri, yazarın "Jante Kanunu"na, yani İskandinav toplumlarında bireysel başarının veya farklılığın törpülenmesini öngören kültürel norma karşı açtığı savaştır. Bu başarı, yazarın en mahrem ve "kusurlu" benliğini ortaya dökerek bu kültürel baskıya meydan okuduğu bir savaşın zaferi olarak okunabilir.
5. Utancın ve İğrençliğin Anatomisi: Edebiyatın En Sarsıcı Sahneleri
Knausgaard, okuyucuyu rahatsız etme pahasına sergilediği sansürsüz dürüstlükle edebiyatın sınırlarını zorladı. Bu radikal dürüstlüğün en ham tezahürleri, utanç ve iğrençlik anlarında ortaya çıkar.
Temizlik Sahnesi: Birinci ciltte yer alan, babasının ölümünden sonra onun alkol, dışkı ve kusmukla kirlenmiş evini temizleme sahnesi, şüphesiz dünya edebiyatının en sarsıcı "temizlik" sahnelerinden biridir. Yazar, bu süreci yüzlerce sayfa boyunca en mide bulandırıcı ayrıntısına kadar anlatır. Bu, Julia Kristeva'nın "abjekt" (iğrenç) kavramının edebi bir tezahürüdür; Knausgaard, babasının fiziksel kalıntılarını temizlerken, aslında kendi ruhsal kirlenmişliğiyle ve babasına benzeme korkusuyla yüzleşmektedir. Bu, babanın hayaletinden arınmak için yapılan ilkel bir ritüeldir.
Mahrem İtiraflar: Knausgaard sadece çevresindekileri değil, kendini de aynı acımasızlıkla teşhir eder. Dördüncü ciltte, 18 yaşındaki halinin bekaretini kaybetme çabalarını, yaşadığı erken boşalma sorunlarını ve bu durumun yarattığı derin utancı tüm çıplaklığıyla anlatır. Bunu yaparak, geleneksel maskülenite anlatısının kahramanca imajını yapısöküme uğratır ve okurla radikal bir kırılganlık üzerinden bağ kurar. Yazarın bu kendini aşağılama tavrı, okuyucuyla arasında eşsiz bir samimiyet kurar.
Karl Ove Knausgaard’ın "Kavgam" serisi, basit bir otobiyografiden çok daha fazlasıdır; hayat ile sanat arasındaki sınırları yıkan radikal bir jesttir. Eserin en kalıcı mirası, modern hayatın "banalliğine" iade ettiği itibardır. Ancak Knausgaard, okuyucuya kendi sıradan hayatında bir anlam bulma imkânı sunmaktan ziyade, onu kendi gündelik varoluşunun çoğu zaman göz ardı edilen, rahatsız edici ve şatafatsız gerçekliğiyle yüzleşmeye zorlar.
Peki, her anımızı özenle kurguladığımız sosyal medya çağında, Knausgaard’ın kusurlu bir hayatı bu denli çıplakça ortaya sermesi, bizim "gerçeklik açlığımız" hakkında ne söylüyor?
Fethullah Gülen Cemaati ve Adalet ve Kalkınma partisi arasındaki ilişkileri abd kriptoları üzerinden değerlendiriyor. Aslında bütün ilişkiler o kadar iç içe geçmiş ki , FGC ile AKP arasındaki geçen olaylar üzerinde abd kriptoları hatalı sonuçlar bile çıkarmış. Kriptolar, o tarihteki yalaka basın haberleri, gerçekleri bir arada ele almış bir kitap. Sadece bir kitap olarak ele almayın, çok ayrıntılı yazılımış bir araştırma raporu. Kitabı okumak çok kolay değil, bazı bölümleri biraz sıkıcı, biraz da zamanında çok ayrıntılı olarak bildiğimiz olaylar olduğu için herşey tekrar ediyormuş hissine kapılıyorsunuz. Eğer Türkiye'nin geleceğinden ümitliyseniz kitabı okuduktan sonra fikriniz değişebilir. Abd nin kuklası olan, ülke çıkarlarını hiç düşünmeyen, sadece cebini doldurmak isteyen kişiler tarafında yönetiliyoruz, herşey sanki amatör bir tiyatro oyunu gibi, bizler izleyicileriz, FGC ve AKP ise her yönüyle çok kötü, başarısız, yeteneksiz, şarlatanlar topluluğu.
- AKP-Cemaat ortaklığı, bir kız çocuğuna tecavüz dosyasını neden ve nasıl kapattı? - Fethullah Gülen'in Pensilvanya'daki evini kimler, neden bastı? - Emniyet İstihbarat, ABD Büyükelçiliği'ne Erdoğan'a dair ne söyledi? - Cemaat'in İmamı, hakkındaki iddiaları ilk kez nasıl yanıtladı? - Hangi AKP milletvekillerinin özel hayatları Washington'a not edildi? - Erdoğan'a, hangi AKP'lilerin "cinsel kabahatleri"ne karşı harekete geçmesi için baskı uygulandı? - Emine Erdoğan'ın Mustafa Sarıgül'e vefasının altında ne vardı? - Hangi Zaman gazetesi yazarı, karısını ABD Başkonsolosu'na şikâyet etti? - ABD hangi konuda Hakan Fidan'ı esefle karşıladığını söyledi? - Gülenciler TSK'daki havuz partilerinde neden bikini giyiyor? - MİT'in istihbaratçı adaylarına okuttuğu ders kitabında neler yazıyor? - Hangi ünlü gazetecilerin geçmişi isim isim fişlendi? - 'Çok eşliliği' MİT belgesine konu olan muhalif parti lideri kim? - Hangi ünlü işadamı ABD'li diplomata kendisini "Ben Amerika'nın avukatıyım" diye tanıttı?
Bu sorular ve daha fazlası… İsim isim, olay olay… İlk kez okuyacağınız gizli belgeler ışığında Türkiye'nin sırları ortaya çıkıyor. (Tanıtım Bülteninden)