20 Eylül 2015 Pazar

Kavgam - Karl Ove Knausgaard

           

       Aklı başında insanların okumaması gereken bir kitap. Kitap aslında ruh hastası Norveçli yazarın hayatının seçilmiş kısımlarını anlatıyor. Hep bir şeyler yakalarım diye okudum, ya çevirisi çok kötü ya da gerçekten çok başarısız bir kitap. Kitapda ne anlatılıyor derseniz, Karl Ove'un bakış açısından yaşadığı olaylar anlatılıyor. Kitabın son 100 kusür sayfası, babasının cenazesi ve ölümüyle ilgili. Bu kitabı kimseye önermem, Newyork times nasıl olup da bu kitabı bestseler yapmış anlamadım, büyük ihtimal isim benzerliğinden insanlar yalnışlıkla almıştır.

Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alınmıştır.




"Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur."

Hiçbir sır bırakmayan bir dürüstlükle yazıyor Knausgaard. O yazdıkça nefesler tutuluyor, heyecandan kalp çok kereler duracak gibi oluyor. Onun yaşamına giriyor, kendi kalbinizden çok ama çok uzaklara gidiyorsunuz ama bir anda orada sadece kendi kalbinizin attığını duyuyorsunuz. Knausgaard Kavgam'da eşsiz bir ustalıkla bize yaşamlarımızı geri veriyor.

'Karl Ove'nin kayda değer yeteneği ki bu yetenek bugünlerde ender bulunuyor, tamamen anda ve kendi varlığının farkında olması. Her detay süsleme ve gösterişten uzak bir biçimde ortaya konuyor, sanki yazmak ve yaşamak eşzamanlı oluyormuş gibi. Sizi tamamen içine çekiyor. Onun hayatını onunla birlikte yaşıyorsunuz.'
-Zadie Smith, New York Review of Books-

Kavgam'ın ilk iki cildinde sıtma ateşine tutulmuş gibi oldum. 4 gün boyunca okumaktan başka çok az şey yaptım, e-postalarımı cevaplamadım, köpeğimi yürüyüşe çıkarmadım, bulaşıklar lavaboda yığıldı. Anlatının ışıkları sizi olduğunuz yere mıhlıyor, tıpkı otobanın ortasında kalakalmış bir hayvan gibi.'
-Dwight Garner, The New York Times-

'Kavgam, Knausgaard'ın sıra dışı 6 ciltlik romanı tüm bilinen ticari reklamları alt üst ederek yazarını bir rock yıldızı haline getirdi. Sadece Norveç'te 450.000 adet satıldı, her 9 yetişkinden biri Kavgam'ı okudu.'
-Emma Brockes, The Guardian-

'Bırakamıyorum, bırakmak istiyorum, bırakamıyorum, sadece bir sayfa daha, sonra akşam yemeğini hazırlayacağım, bir sayfa daha…'
-Västerbottens-kuriren, İsveç-

'Bu destansı maceranın ilk ilk bölümü, bıkkın ve yorgun okurları bile hayata bağlayacak.'
-The Independent-

'Knausgaard'ı okumak Google Earth'e ilk kez bakmak gibi; uzaydan kıtayı, ülkeyi, sonra büyüdüğünüz kasabayı ve caddeyi yakınlaştırıp tıklıyorsunuz. Hepsi orada, sadece tıklamaya devam edin.'
-London Review of Books-

"Kavgam dürüst ve ustaca çekilmiş bir 'selfie'"
-John Powers-

'Kavgam şaşırtıcı bir biçimde büyülüyor - ayrıntılar ve içtenliğin birleşimi, başka birinin beynine girme illüzyonu yaratıyor. Kavgam, kavgaya değer.'
-GQ-

'Ardı ardına gelen her kitapta Bay Knausgaard, günümüzün en önemli yazarlarından biri olma ününü pekiştiriyor.'
-The Observer (UK)-

'Knausgaard hayatını tüm ayrıntıları ile yazıyor, içine girerek ve içindeki titreşimleri kağıda dökerek.'
-Joshua Rothman, Page-Turner-

'Çok güçlü ve canlı… Nefis, kalıcı ve tanrısal paragraflar… Knausgaard son derece çarpıcı ve tamamen dürüst. Evrensel endişelerin sıradan, banal seslerinden korkmuyor çünkü bunlar zaten hayatın akışı ve hepsi farklı şekillerde de olsa herkesin başına geliyor. Knausgaard'ın kitabında, aralıksız, sonu gelmeyen bir tat var. Sonuç cümleleri sakin, yalın ve başarılı. Walter Benjamin'in 'gerçeğin efsanevi yönü' dediği şeye sahipler.'
-James Wood, The New Yorker-

'Müthiş bir roman... Çaresiz bir halde devamını bekliyorum cümlesinden başka bir şey söyleyemeyeceğim.'
-Dagsavisen, Norveç-

'Tamamen sürükleyici, şaşırtıcı bir içgörü ile aydınlanmış sayfaları ve yürek paraçalayıcı dürüstlüğü ile Kavgam dünya edebiyatına tek bir karakteri sunarak bizi insanoğlunun zihninin derinliklerine çekiyor.'
-Phillip Lopate-

'Kavgam insanın bakış açısını değiştiren bir kitap. İncil gibi.'
-Heather Mallick, The Toronto Star-

Karl Ove Knausgaard (1968)
Norveç Oslo'da doğmuş olan yazar Karl Ove Knausgaard, tüm dünyada edebi bir sarsıntı yaratan Kavgam adlı 6 kitaptan oluşan romanlar serisi ile tanınmaktadır. Kavgam'ın ilk kitabı 2009'da basıldıktan hemen sonra beş milyon nüfuslu Norveçte büyük bir sansasyon yaratarak yarım milyonluk bir satış hacmine ulaşmıştır. Serinin etkileri dalga dalga yayılarak Amerika ve Avrupa'yı derinden sarsmıştır. Kavgam kısa bir süre içinde 22 dile çevrilmiş ve Knausgaard'ı dünyanın en sıradışı edebiyat fenomeni haline getirmiştir. Yazar şu an İsveç Österlen'de yine bir yazar olan eşi Linda Boström Knausgaard ve 4 çocuğu ile birlikte yaşamaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 492

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Monokl










3600 Sayfa, Bir Skandal ve Edebiyatı Sarsan Gerçekler: Knausgaard'ın 'Kavgam'ı Hakkında Bilmeniz Gereken 5 Şartıcı Gerçek

Giriş: Neden Herkes "Sıkıcı" Bir Kitabı Konuşuyor?

Bir yazarın altı cilt ve 3600 sayfa boyunca çocuk bezi değiştirmesini, market alışverişi yapmasını, sigara içmesini ve babasıyla olan sorunlu ilişkisini en ince detayına kadar anlattığı bir eserin nasıl küresel bir edebiyat fenomenine dönüştüğünü hiç düşündünüz mü? Karl Ove Knausgaard'ın "Kavgam" serisi, tam olarak bunu başardı ve modern edebiyatın en tartışmalı, en çok konuşulan ve en etkileyici eserlerinden biri olarak tarihe geçti. Bu yazı, sıradan bir hayatın destanından yola çıkarak felsefi bir provokasyona, oradan da ağır bir insani bedele ve toplumsal bir çılgınlığa uzanan bu devasa anlatının ardındaki en şaşırtıcı, sarsıcı ve düşündürücü gerçekleri bir araya getiriyor.

--------------------------------------------------------------------------------

1. Sıradan Olanın Destanı: Bu Kitap Neden Hem 'Sıkıcı' Hem de 'Hipnotik'?

Eserin merkezindeki estetik paradoks, okuyucu üzerindeki ikili etkisinde yatar. Knausgaard, gündelik hayatın en banal anlarını mikroskop altına yatırır ve onları varoluşsal kırılmalara uğratana dek inceler. Çocuk bezi değiştirmenin sıkıntısı, alışveriş listesinin monotonluğu veya içilen bir sigaranın yarattığı anlık duraksama, onun kaleminde ontolojik bir sorgulamaya dönüşür. Tam da bu aşırı detaycılık, bazı okuyucuların eseri "sıkıcı" ve "gereksiz yere uzun" bulmasının temel sebebidir.

Buna karşılık, Zadie Smith ve James Wood gibi pek çok öncü eleştirmen, bu deneyimi "hipnotik" olarak tanımlar. Knausgaard okumanın, yazarla birlikte "kendi hayatını yaşamak" gibi klostrofobik ama karşı konulmaz bir his yarattığını belirtirler. Çünkü yazar, sıradanlığın içindeki evrensel dramı, trajediyi ve güzelliği yakalayarak adeta "banalliği kutsar". O, hayatın dokusunu, tıpkı bir belgeselci gibi, ancak bir romancının içgörüsüyle kaydetmeyi amaçlar. Bu estetik tercih, eseri hem itici hem de çekici kılan felsefi bir provokasyonun yalnızca ilk adımıdır.

2. İsimdeki Cüret: Hitler'in 'Kavgam'ına Kasıtlı Göndermenin Arkasındaki Felsefe

Serinin orijinal adı olan "Min Kamp", Adolf Hitler'in "Mein Kampf"ını (Kavgam) doğrudan çağrıştıran, bilinçli bir provokasyondur. Bu isim tercihi, özellikle Almanya’da o kadar büyük bir dirençle karşılandı ki, kitabın ilk ciltleri orada "Sterben (Ölmek)" ve "Lieben (Sevmek)" gibi farklı başlıklarla yayımlanmak zorunda kaldı. Ancak bu seçimin ardında basit bir şok etkisinden çok daha derin, yapısal bir felsefe yatar.

Knausgaard için bu isim, kendi eserini Hitler'in manifestosunun bir "antitezi" olarak konumlandırma çabasıdır. Hitler'in totaliter, kolektif ve her şeyi yutan "Biz" (Wir) anlatısına karşı Knausgaard; bireysel, kırılgan, hatalı ve utanç dolu "Ben"i (Ich) savunur. Bu karşıtlık, eserin felsefi omurgasını oluşturur: Hitler'in Kavgam'ı, bireyselliği yok edip kitleye karışmayı hedeflerken; Knausgaard'ın Kavgam'ı, toplumsal normları reddedip radikal bir bireyselliğe ulaşmaya çalışır. Bu cüretkar jest, eserin sadece kişisel bir itiraf değil, aynı zamanda ideolojik bir kavga olduğunu ilan eder.

3. Radikal Dürüstlüğün Bedeli: Edebiyat Aile Bağlarını Nasıl Yok Etti?

Knausgaard’ın her şeyi sansürsüzce yazma ilkesi, felsefi bir duruştan öte, yıkıcı bir eyleme dönüşerek ağır bir insani bedel ödemesine neden oldu. Edebiyat uğruna feda edilen ilişkiler, serinin en karanlık gölgesidir.

  • Amca Gunnar Vakası: Yazar, birinci ciltte babasının alkolizm batağındaki sefil ölümünü ve yaşadığı evin pisliğini tüm çıplaklığıyla anlattığında, amcası Gunnar tarafından "aile şerefini lekelemekle" suçlandı. Gunnar, anlatılanların yalan olduğunu iddia ederek Knausgaard'ı dava açmakla tehdit etti. Bu tehditler davaya dönüşmese de aile bağları tamamen koptu.
  • Linda Boström'ün Trajedisi: En vurucu bedel ise Knausgaard'ın eski eşi, yazar Linda Boström'ün yaşadıkları oldu. Knausgaard, seride Linda'yı sık sık "duygusal olarak dengesiz" bir karakter olarak resmetti. Yıllar sonra Linda, bu anlatıya kendi romanı Ekim Çocuğu ile cevap verdi. Kitabında, gördüğü elektrokonvülsif tedavi (EKT) nedeniyle hafızasını nasıl kaybettiğini anlattı. Burada edebiyatın en trajik tezatlarından biri ortaya çıkar: Karl Ove’nin her detayı hatırlayıp yazdığı versiyon, onların ortak geçmişinin "resmi tarihi" haline gelirken, Linda gördüğü tedavi nedeniyle bu geçmişi unutmaya mahkûm edilmiştir. Knausgaard anlatı iktidarını elinde tutarken, Linda kendi hafızasından mahrum bırakılmıştır. Linda'nın şu sözleri, bu trajedinin özüdür:

4. Bir Kitaptan Fazlası: Norveç'i Kasıp Kavuran 'Knausgaard-Mania'

"Kavgam", kısa sürede edebi bir metin olmanın ötesine geçerek Norveç'te toplumsal bir fenomene dönüştü.

  • İstatistiksel Etki: Kitap, sadece 5 milyon nüfuslu Norveç'te 500.000'den fazla satarak her dokuz yetişkinden birinin kütüphanesine girmeyi başardı.
  • Sosyal Etki: Bu inanılmaz popülerlik, ülkede "Knausgaard-mania" olarak adlandırılan bir çılgınlık başlattı. Hatta bazı iş yerlerinde, çalışanların sürekli kitap hakkında konuşması nedeniyle verimliliğin düştüğü ve bu yüzden "Knausgaard-sız günler" ilan edildiği rapor edildi.
  • Kültürel Başkaldırı: Bu başarının ardında yatan temel dinamiklerden biri, yazarın "Jante Kanunu"na, yani İskandinav toplumlarında bireysel başarının veya farklılığın törpülenmesini öngören kültürel norma karşı açtığı savaştır. Bu başarı, yazarın en mahrem ve "kusurlu" benliğini ortaya dökerek bu kültürel baskıya meydan okuduğu bir savaşın zaferi olarak okunabilir.

5. Utancın ve İğrençliğin Anatomisi: Edebiyatın En Sarsıcı Sahneleri

Knausgaard, okuyucuyu rahatsız etme pahasına sergilediği sansürsüz dürüstlükle edebiyatın sınırlarını zorladı. Bu radikal dürüstlüğün en ham tezahürleri, utanç ve iğrençlik anlarında ortaya çıkar.

  • Temizlik Sahnesi: Birinci ciltte yer alan, babasının ölümünden sonra onun alkol, dışkı ve kusmukla kirlenmiş evini temizleme sahnesi, şüphesiz dünya edebiyatının en sarsıcı "temizlik" sahnelerinden biridir. Yazar, bu süreci yüzlerce sayfa boyunca en mide bulandırıcı ayrıntısına kadar anlatır. Bu, Julia Kristeva'nın "abjekt" (iğrenç) kavramının edebi bir tezahürüdür; Knausgaard, babasının fiziksel kalıntılarını temizlerken, aslında kendi ruhsal kirlenmişliğiyle ve babasına benzeme korkusuyla yüzleşmektedir. Bu, babanın hayaletinden arınmak için yapılan ilkel bir ritüeldir.
  • Mahrem İtiraflar: Knausgaard sadece çevresindekileri değil, kendini de aynı acımasızlıkla teşhir eder. Dördüncü ciltte, 18 yaşındaki halinin bekaretini kaybetme çabalarını, yaşadığı erken boşalma sorunlarını ve bu durumun yarattığı derin utancı tüm çıplaklığıyla anlatır. Bunu yaparak, geleneksel maskülenite anlatısının kahramanca imajını yapısöküme uğratır ve okurla radikal bir kırılganlık üzerinden bağ kurar. Yazarın bu kendini aşağılama tavrı, okuyucuyla arasında eşsiz bir samimiyet kurar.

--------------------------------------------------------------------------------

Sonuç: Aynada Kendi Hayatımızla Yüzleşmek

Karl Ove Knausgaard’ın "Kavgam" serisi, basit bir otobiyografiden çok daha fazlasıdır; hayat ile sanat arasındaki sınırları yıkan radikal bir jesttir. Eserin en kalıcı mirası, modern hayatın "banalliğine" iade ettiği itibardır. Ancak Knausgaard, okuyucuya kendi sıradan hayatında bir anlam bulma imkânı sunmaktan ziyade, onu kendi gündelik varoluşunun çoğu zaman göz ardı edilen, rahatsız edici ve şatafatsız gerçekliğiyle yüzleşmeye zorlar.

Peki, her anımızı özenle kurguladığımız sosyal medya çağında, Knausgaard’ın kusurlu bir hayatı bu denli çıplakça ortaya sermesi, bizim "gerçeklik açlığımız" hakkında ne söylüyor?


26 Ağustos 2015 Çarşamba

Mahrem - Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu

          Fethullah Gülen Cemaati ve Adalet ve Kalkınma partisi arasındaki ilişkileri abd kriptoları üzerinden değerlendiriyor. Aslında bütün ilişkiler o kadar iç içe geçmiş ki , FGC ile AKP arasındaki geçen olaylar üzerinde abd kriptoları hatalı sonuçlar bile çıkarmış. Kriptolar, o tarihteki yalaka basın haberleri, gerçekleri bir arada ele almış bir kitap. Sadece bir kitap olarak ele almayın, çok ayrıntılı yazılımış bir araştırma raporu. Kitabı okumak çok kolay değil, bazı bölümleri biraz sıkıcı, biraz da zamanında çok ayrıntılı olarak bildiğimiz olaylar olduğu için herşey tekrar ediyormuş hissine kapılıyorsunuz. Eğer Türkiye'nin geleceğinden ümitliyseniz kitabı okuduktan sonra fikriniz değişebilir. Abd nin kuklası olan, ülke çıkarlarını hiç düşünmeyen, sadece cebini doldurmak isteyen kişiler tarafında yönetiliyoruz, herşey sanki amatör bir tiyatro oyunu gibi, bizler izleyicileriz, FGC ve AKP ise her yönüyle çok kötü, başarısız, yeteneksiz, şarlatanlar topluluğu.

Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alıntıdır.








- AKP-Cemaat ortaklığı, bir kız çocuğuna tecavüz dosyasını neden ve nasıl kapattı?
- Fethullah Gülen'in Pensilvanya'daki evini kimler, neden bastı?
- Emniyet İstihbarat, ABD Büyükelçiliği'ne Erdoğan'a dair ne söyledi?
- Cemaat'in İmamı, hakkındaki iddiaları ilk kez nasıl yanıtladı?
- Hangi AKP milletvekillerinin özel hayatları Washington'a not edildi?
- Erdoğan'a, hangi AKP'lilerin "cinsel kabahatleri"ne karşı harekete geçmesi için baskı uygulandı?
- Emine Erdoğan'ın Mustafa Sarıgül'e vefasının altında ne vardı?
- Hangi Zaman gazetesi yazarı, karısını ABD Başkonsolosu'na şikâyet etti?
- ABD hangi konuda Hakan Fidan'ı esefle karşıladığını söyledi?
- Gülenciler TSK'daki havuz partilerinde neden bikini giyiyor?
- MİT'in istihbaratçı adaylarına okuttuğu ders kitabında neler yazıyor?
- Hangi ünlü gazetecilerin geçmişi isim isim fişlendi?
- 'Çok eşliliği' MİT belgesine konu olan muhalif parti lideri kim?
- Hangi ünlü işadamı ABD'li diplomata kendisini "Ben Amerika'nın avukatıyım" diye tanıttı?

Bu sorular ve daha fazlası… İsim isim, olay olay… İlk kez okuyacağınız gizli belgeler ışığında Türkiye'nin sırları ortaya çıkıyor.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 460

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Kırmızı Kedi





8 Ağustos 2015 Cumartesi

Konstantiniyye Oteli - Zülfü Livaneli

 
 
                 Hikaye, yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli’nin açılış ve erken yılbaşı partisinde geçiyor. Bu partide bulunan kişilerin karakter analizleri yapılıyor, hayatlarından kesitler anlatılıyor. Bazıları günümüzde medyada adı sık sık duyulan sonradan görme, cahil ya da görgüsüz kişilere son derece benzer özellikler taşıyor.

                Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Fakat kitap bittikten sonra biraz üzülüyorsunuz. Yok hikaye en azında başroldeki çift için mutlu sonla bitiyor. Üzüldüğünüz kısım bu kitapta anlatılan kişilerle dolu bir ülkede yaşıyoruz ve gelecekten beklentilerimiz çok karamsar bir tablo çiziyor. Bu arada, kitabı dikkatli okuyanların ilginç bulacakları kısımlar da mevcut. Bazı köşe yazarlarının daha okunabilir olmak için, basit basit cümleler kurarak, bir tarz yarattığını ve hiç okumayan bir toplumda okunur olmayı başardığı ancak içerik olarak çok zayıf yazılar yazdıkları eleştirisi var. Bence bu konuda eleştiri alan iki yazar, Yılmaz Özdil ve Bekir Coşkun.
 
 
Aşağıdaki açıklamalar www.dr.com.tr tanıtım bülteninden alınmıştır.
 
 
 
Zülfü Livaneli, zengin bir insan panoramasıyla İstanbul'un derinliklerine inerken şehrin büyülü, ama bir o kadar da acımasız atmosferiyle buluşturduğu okuru sıra dışı yolculuğa çıkarıyor.

2014 yılı Aralık ayının son günleri… Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli'nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması… İstanbul'un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet'teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Aralarında kimler yok ki? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon "yıldızlar"ı, eski ve yeni zenginler, büyük işadamları…

İstanbul'un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…

Velhasıl Konstantiniyye Oteli, aslında binlerce yıllık koskoca bir şehir olarak çıkıyor karşımıza. Değişen, dönüşen, ama barındırdığı şiddet nedense aynı kalan bir şehir…
(Tanıtım Bülteninden)


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 480

Baskı Yılı: 2015


Ciltli:

Sayfa Sayısı: 480

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

1 Ağustos 2015 Cumartesi

Son Ayin - Jasper Kent



              Danilov beşlemesinin son kitabı, seri artık bitiyor. Fakat bitmeyen, öldüğü düşünülen ama ölmeyen, başka bir bedende yaşayan bir yaratık, Yuda, bu bölümde de var.5 kitap içersinde en kötüsü, özellikle ayin sonrası hikaye çok zorlama olmuş. Danilovlar yine vampirleri öldürmeye devam ediyor. Kendisi vampir olan Dimitriy, torun Danilov'a yardım ediyor. Torun danilov artık 60 lı yaşlarda. Daha güzel bir final kitabı olabilirdi. Okumak isterseniz mutlaka ilk dört kitabı okuduktan sonra bu kitap okunmalı.

Not: Aşağıdaki açıklamalar www.dr.com.tr sayfasından alıntıdır.





Rusya, 1917. Bütün vampirlerin kralı Zimeyeviç ölmüştür. Tarih -Avrupa'da Drakula adıyla tanınan- büyük vampirin, 1893'te Eflak dağlarındaki kendi kalesinin surları altında öldüğünü kaydeder. Rusya'da Romanov Hanedanı'nın çarları iki yüzyıldır kanlarını zehirleyen lanetten kurtulmuşlardır artık. Ne var ki, yirmi yıl sonra Çar II. Nikolay yeni bir tehditle, kendi halkının tehdidiyle karşı karşıya kalır. Savaş, Rusya'yı dize getirmiştir ve halk değişime açtır. Devrim yaklaşmaktadır.

Kendisi de Romanov kanı taşıyan Mihail Konstantinoviç Danilov, yeni bir rejimin gelmesine olumlu bakar. Danilov da ataları gibi bir zamanlar Romanovları, Zimeyeviç tehdidinden kurtarmak için savaşmıştır - savaşmış ve kazanmıştır. Oysa şimdi boyun eğmez bir diktatörün hükmettiği bir Rusya için hiçbir gelecek umudu olmadığını görmektedir.

Onun bu mücadelesine yüz yıldan da önce doğmuş bir yaratık olan Dimitriy Alekseyeviç de katılır. Dimitriy Alekseyeviç Danilov varoluşunun yarıdan fazlasını bir vampir olarak geçirmiştir, yine de hâlâ çok insancıl bir isteği, ülkesinin özgür olması özlemi vardır.

Ancak, Romanov kanını zehirleyen lanetin üstü o kadar kolay örtülemez ve Mihail çok geçmeden on dokuzuncu yüzyılda kökünün kurutulduğu sanılan bir tehlikenin, yirminci yüzyılda yeniden canlanmasına kendisinin aracı olabileceğini keşfeder.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 544

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları

5 Temmuz 2015 Pazar

Önce Çocuklar ve Kadınlar - Sunay Akın

      Titanic'den başlayarak bilinen bilinmeyen bütün gemiler hakkında birbirinden bağımsız hikayelerden oluşan bir kitap. Okuduktan sonra gördüğünüz bütün gemilerin mutlaka batması gerekir inancı hakim oluyor. Fakat bazıları sökülüp jilet yapılıyormuş. Hikayeler güzel ama sonunda hep gemiler battığı için bir süre sonra sıkılıyorsunuz. Benim gibi aynı anda birden fazla kitap okuyorsanız, bir tanesi bu kitap olabilir. Hikayeler bir kaç tanesi haricinde birbirinden bağımsız olduğu için her gece bir hikaya okunup, diğer kitaba geçilebilir .

Aşağıdaki tanıtım bülteni,  www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.







Önce Çocuklar ve Kadınlar mı? Önce Kadınlar ve Çocuklar mı? Ya da kimse bu gemiyi terk etmek istemez mi?
Sunay Akın tarihimizin kıymetli batıklarını: gemilerini, şairlerini, gezginlerini, aşıklarını vd. okurunu saran, sarmalayan üslubuyla adeta karaya çıkarıyor kaleme aldığı öykülerde. Bu kitabı okurken çalan çanları, acele içinde koşuşturup bağrışan miçoları ve hatta ayaklarınızı ıslatan dalgaları bile fark edemeyebilirsiniz…
Telaşa lüzum yok, bu gemi hiç batmaz!..



Sayfa Sayısı: 282

Baskı Yılı: 2014


Dili: Türkçe
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları

21 Haziran 2015 Pazar

Bay Mercedes - Stephen King


       Benim daha önce okuduğum klasik Stephen King kitaplarından farklı, polisiye türünde bir kitap olmuş. Basit bir konusu var, Türk filmi yapılabilecek bir hikaye. Bir gün kitap yazmaya karar verirsem daha güzelini yazarım. Dondurmacı katil çok dikkatli o kadar dikkatli ki her hareketi son derece kontrollü  fakat çok basit hatalar yapıp annesinin ölümüne sebep oluyor. Bir diğer saçma gelen konu ise sahte isimle nasıl kredi kartı aldığı, bu olay Türkiye'de mümkün değil. Kitapta mutlu son yok ama en azından artık intihar etmeyi düşünmeyen bir emekli polis var.






www.dr.com.tr sitesinden alınan tanıtım bülteni aşağıdadır.

Bakalım bu oyunda kim av, kim avcı olacak?

BILL HODGES: emekli polis

BRADY HARTSFIELD:Bill Hodges'un asla çözemediği cinayetlerin faili.

Şimdi bir kez daha büyük bir oyunda karşı karşıyalar. Dünyanın en çok satan yazarı Stephen King'den zamana karşı yarışan yüksek gerilimli bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 432

Baskı Yılı: 2014


Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar






20 Haziran 2015 Cumartesi

Direniş Günleri Gezi'den Tahrir'e - Nihat Genç

Direniş Günleri Gezi'den Tahrir'e - Nihat Genç

Seçme köşe yazılarından oluşan bir kitap. Eğer bütün yazılarını okuyorsanız bu kitabı almanıza gerek yok. Sistem ama her şeyi sisteme bağlayan yazısı, bence en başarılı olanı. Biraz olumsuzluk yüklü yazılar ama medya eleştirileri yenilir yutulur gibi değil.


 
 

"Gezi Parkı'nda ağaçlar kesilmesin, AVM yapılmasın diyen bir avuç genç yola çıktı, bugun Gezi Parkı bütün AVM'lere karşı bir hal aldı. Gezi Parkı hızla, hesabı sorulmayan Roboski oldu, Gezi Parkı Reyhanlı oldu, Gezi Parkı bütün yasakçılara, yasaklara karşı oldu. Gezi Parkı dünyanın bütün yok olan ağaçları oldu.
Gezi Parkı başka bir şey oluyor.
Gezi Parkı polisin attığı bütün gaz bombalarına, iktidarın, belediyelerin ben yaptım oldu, dediğim dedik talimatlarına topyekûn nihai bir karşı koyma. Gezi Parkı elma oluyor, Gezi Parkı sabaha doğru demlenen çay oluyor, Gezi Parkı yeni fısıltılar, yeni kulaktan kulağa konuşmalar, yeniden tanışmalar, bozulan ezberler, Gezi Parkı başka bir şey oluyor. Gezi Parkı, iktidarın hukuksuzluklarına, yalanlarına, iftiralarına, ikiyüzlülüklerine, butun kibrine karşı bir hal alıyor. Gezi Parkı susmuşların, küsmüşlerin, umudunu kesmişlerin, arada derede kalmışların, uyutulmuşların silkinip cesaretini topladığı başka bir yer oluyor."
(Tanıtım Bülteninden)
Türkçe
216 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 20 cm
İstanbul, 2013, 1. Basım
 ISBN : 9786054764501