10 Ağustos 2018 Cuma

Siyah Süt - Elif Şafak

           Elif Şafak'ın kendini anlattığı, daha doğrusu hamilelik dönemini anlattığı bunalım kitabı. Kitap, giriş ve gelişme bölümünde, çocuk sahibi olursa yazarlık yapamazmış gibi bir sürü örnek veriyor. Sonunda kendi kendisini çocuk sahibi olmaya ikna ediyor. Aslında kitabın bütünü bu kadar. Tarihte önemli yer edinmiş feminist yazarlar konusunda anlattıkları kitabın genelinden daha güzel. Elif Şafak ve Orhan Pamuk 'un ortak özellikleri Cumhuriyet ve Atatürk takıntıları. Zaman zaman düşünüyorum Atatürk olmasaydı bunlar yazar olabilir miydi ? İyi bir yazar olmak için Atatürk'ün Cumhuriyetini kötülemek aşağılamak mı gerekiyor. Loğusalık dönemimde cin kovma olarak yapılan saçmalıklar dolu cahil batıl inançların cumhuriyetin ilanı ile günümüze taşınamadığını iddia edecek kadar geri zekalı bir yazardır Elif Şafak. Neyse böyle saçma sapan bir kitabını daha okudum, okumamak lazım aslında. Kitabın en etkileyici cümlesi "Sana yazamam ama seni yazarım." olmuş. Kitabı okumadan önce anlamını farklı yorumlamıştım. Kitabı okuyunca çok mantıklı geldi. Bu sözleri söylediği karakter depresyona girdiğinde, kendi kendine konuştuğu Lord Poton. Depresyondan çıktığında ise artık onu bir daha görmeyeceğini düşünerek söylenmiş bir söz.

Aşağıdaki fotoğraf ve tanıtım bülteni www.dr.com.tr sitesinden alıntıdır.

Elif Şafak’ın anne olduğu senede geçirdiği doğum sonrasını bunalımını anlattığı, aynı anda hem anne hem de yazar olmanın güzelliklerinden ve zorluklarından bahsettiği otobiyografik eseri Siyah Süt, 2007 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştır. Kitap, okurlar ve eleştirmenler tarafından olumlu yorumlar alarak en sevilen Elif Şafak kitapları arasında yerini almıştır.

Kitaptan bir örnek:

“Bir roman yazmak, zaman zaman içinde tek bir an’ı seçip kopartarak, giriş-gelişme-sonuca bağlanıncaya kadar ince ince işlemek demektir;

An’dan zaman doğurma sanatıdır roman, hakikati bozmaktır bir anlamda, samimi sahtekârlık...

Çünkü işin aslı, herkesin gayet iyi bildiği üzere, başı sonu olmaz hikayelerin...

Bu kitap bir roman değil. Ama olsaydı, seneler evvel Ada vapurunda başlardı muhtemelen...”

Kitabın metnine Latif Demirci’nin çizimleri eşlik etmektedir.

Sayfa Sayısı: 308

Baskı Yılı: 2013


e-Kitap: 

Sayfa Sayısı: 267

Baskı Yılı: 2007


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap
İlk Baskı Yılı : 2007
Sayfa Sayısı : 308
Dil : Türkçe


6 Şubat 2018 Salı

Lontano - Jean-Christophe Grange


Roman uzun bir giriş bölümü içeriyor, biraz ağır ilerlemekle birlikte daha sonra tempo artıyor. Bazı bölümleri Kızıl Nehirler kitabında olduğu gibi midemi bulandırdı. Yazarın diğer kitaplarını da okuduğum için bu kitaba orta seviyede bir hikaye diyebilirim. Eğer benim gibi Grange hayranı iseniz okunmanız gerekir. Kitabı, e-book ile okumayı denedim, pek çok hata vardı. Bu şekilde olursa klasik kitap okumak daha mantıklı olur.

Fransa da yaşamalarına, zengin olmalarına karşın aslında bütün Morvan ailesi mutsuz ve sorunlu. Buna sebep ise tartışmasız Gregoire Morvan yani Erwan, Loic ve Gaelle 'in babaları. Aslında kitap, ruh hastası manyak bir babanın, 3 çocuğunun (iki oğlu ve bir kızı) hayatını mahvetmesinin temeli üzerine kurulmuş. Kitabın pek çok kısmında hikayeden kopup çocuklar adına üzüldüm. Bir seri katil hikayesi ama, yine çok vahşi yine mide bulandırıcı detaylar var. Okuduğum sürükleyici kitaplardan biri, bitince üzüldüm ama iyi haber hikaye daha bitmedi. İkinci bölümü Kongo'ya Ağıt.

Kitaptan edindiğim ilginç notlar ise; kemik iliği nakli ile kan grubunun değişmesi, Fransa'da çocuklara taciz ve tecavüzün kilise ve yetiştirme yurtlarında çok yaygın olduğu. Bir diğer tuhaf ayrıntı ise eşcinsellik konusunda yazar çok takıntılı.  Bir de no-limit üzerinde çok durulmuş, kitabı okurken herkesin manyak olduğunu düşündüm. 

Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alınmıştır. 



Jean-Chrıstophe Grangé'den Kongo-Fransa-Belçika üçgeninde tüyler ürpertici, soluk soluğa bir kovalamaca.

Onlar ölümsüzlüğün sırrına vâkıf olanlardı. İntikam hissiyle yanıp tutuşan, kötülüğün öncüleriydi. Zamanın ve mekânın ötesine geçebilenlerdi. Afrika'nın derinliklerinden getirdikleri Kara büyüleriyle aklın sınırlarını aşanlardı.
(Tanıtım Bülteninden)


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 656

Baskı Yılı: 2016


e-Kitap:

Sayfa Sayısı: 747

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap
İlk Baskı Yılı : 2016
Sayfa Sayısı : 656
Dil : Türkçe





13 Ocak 2018 Cumartesi

Baba ve Piç - Elif Şafak

                
            Kitap giriş bölümleri itibarıyla tam bir Elif Şafak eseri. Gelişme bölümünde ise sanki özellikle tepki çekmek için uğraşılmış bir kısım var. Ermenilerin bulundukları bölgelerden sürülmesi ve bu süreçte kayıp vermeleri, ermeni soykırımı olarak adlandırılıyor. Bu komik ve temelsiz iddaları Türklerin kabul etmediği, sorumluluk duymadığı ama Ermenilerin bu bilinç ile yaşamlarını sürdürdükleri vurgulanmış. Aynı ermeniler, masum insanları, ermeni terör örgütleri öldürürken alkışlıyor, Azerbaycan'ı işgal edip masum insanları öldürürken zafer çığlıkları atabiliyorlar. Aslında iddaların hepsi bir yana bu süreç neden başlamış kitap bu konuya hiç değinmiyor. Elif Şafak iyi bir yazar olabilir ama iyi bir araştırmacı değil.
               Kitabın finali ise tam bir felaket. Keşke başka türlü bitirseydi kitabı diye düşündüm. Yargısız infaz yapan deli, büyücü bir teyze ve cezasız kalan suçlular. Bazı durumlarda; ölüm, suçlular için bir ceza değildir.

Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alınmıştır.




Elif Şafak, bu kitabında İstanbul – Amerika arasında biri Türk diğeri Ermeni asıllı iki aile üzerinden Türkiye-Ermenistan ilişkilerini incelemiştir. Yazar romanını 18 bölüme ayırarak her bölüme aşure yapımında kullanılan malzemelerin ismini vermiştir. Ülkemizde çok tartışmalara yol açmış bu roman, aynı zamanda Serra Yılmaz’ın başrolde yer aldığı tiyatro oyunu olarak sahnelenmiştir.


İnce Kapak: 

Sayfa Sayısı: 416

Baskı Yılı: 2015


e-Kitap: 

Sayfa Sayısı: 333

Baskı Yılı: 2010


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap
İlk Baskı Yılı : 2010
Sayfa Sayısı : 416
Dil : Türkçe

11 Ocak 2018 Perşembe

Başlangıç - Dan Brown



            Dan Brown 'ın 1996 yılında yayınlanan ilk kitabı Digital Kale bence teknik bilgi olarak bir felaketti, yeni kitabında en azında teknik danışmanlık almış. Kitap, yazarın bütün romanlarında olduğu gibi çok akıcı, kalın gibi görünse de çabuk biten ama bitmesin lütfen diyeceğiniz bir eser. Edmond Krisch çılgın, dahi, sanat sever, zengin, ateist ama çok şansız, gerçek hayatta Elon Musk ile benzerlik hemen dikkat çekiyor. Onunda Teslası var, üstelik ilgi alanları da aynı, kitabın temel dayanağı (A.I. artifical inteligence) yapay zeka. Aslına yapay zeka konusunda son zamanlarda yapılan açıklamalar kitap için iyi bir kaynak olmuş. Bu açıklamalar hakkında merak etiğiniz detaylar varsa youtube.com da ted talks A.I. diye arama yaparsanız, bazı konuşmacılar aslında kitaba bir temel oluşturmuş.

             Kitap Bilbao, Madrid, Sevilla ve finali Barcelona da geçiyor. Kitabın sonunu tahmin etmek zor olmadı. Kitapta en çok ilgimi çeken noktalardan birisi ise, din ile bilim asla bir arada olamayacağı ve bütün akademisyenlerin bunu kabul ettiği defalarca vurgulanmış. Eğer kitap okuyan bir toplum olsaydık, özellikle tutucu kesim biraz kitap okuyor olsaydı bu kitap çok tepki çekerdi.


Kitap ile ilgili basında yer alan ilginç bilgiler.
Dan Brown'un Cehennem isimli kitabında da yaşanana kitabın çevrilme süreci Başlangıç kitabında da aynı şekilde sürdürüldü. Kitabın tüm çevirmenleri ve editörleri ismi açıklanmamış olan bir şehirde haftalarca bir arada tutuldular. Dış dünyayla iletişim kurmaları yasaklandı. Çalışma odalarına girerlerken yanlarına hiçbir elektronik eşya almalarına izin verilmzken odalarından çıkrken de kağıt ve not defteriyle çıkmaları yasaklandı. 
Bu kişilerin aynı zamanda bağlı bulundukları yayınevlerine dahi bilgi vermeleri yasaklandı. Tüm bunlar için çevirmen ve editörler bir gizlilik anlaşması imzalamıştı. 
Kitapta bahsi geçen tüm mekan ve eserler yukarıdaki fotoğraflardan da anlaşıldığı üzere gerçekte de var. Kitap bu yönüyle aslında okuyucusunu sanki İspanya turuna çıkarırmış gibi bir özellik taşımaktadır. (Bu Cehennem kitabında Floransa ve bir kısım İstanbul, Melekler ve Şeytanlar isimli kitabında ise Roma şehri için geçerlidir. Aslında diğer kitaplarında da ayı durum söz konusu.)
Kitapta adı geçen Edmund Kirsch'un Tesla model X aracı Dan Brown'un kendi aracının modelidir. 


              Aşağıdaki bilgiler @CelineSymbioss twitter kullanıcısının paylaştığı tweetlerden alınmıştır. Bu kullanıcının paylaşımları çok güzel ve yararlıdır. Kendisini takip etmek benim için büyük bir şans oldu. Herkese öneririm.

Kitabın içinde geçen birkaç sanat eserini paylaşayım.

1.      Bölüm '...meydanda oturan on iki metre boyundaki köpeğe başını kaldırıp baktı.' Jeff Koons, Puppy, 2009




1.     Bölüm '....Karşısında, ince demir bacaklarıyla devasa gövdesini taşıyan dokuz metrelik kocaman bir karadul heykeli yükseliyordu.''

  Louise Bourgeois, Maman, 1999. bronz, mermer ve çelik 9.2m yükseklikte


Bölüm 'Bilbio'daki Guggenheim Müzesi uzaylı hayallerinden fırlamış gibiydi. Gelişigüzel biçimde birbirine yaslanmış gibi duran eğri metal formaların meydana getirdiği kıvrımlı bir kolaj denilebilirdi.''
The Fog Sculpture 'Japon sanatçı Fujiko Nakaya'nın bu eseri hakkında bir şeyler okumuştu. Hava akımının etkisiyle, zaman içinde oluşup dağılan bir sis duvarından yapılmış devrimci bir eserdi.'


6. Bölüm Yves Klein, The Swimming Pool 'Bu muazzam büyüklükteki resim tek bir renkten oluşuyor, koyu mavi bir alan meydana getiriyordu. Çevresinde durup bakanlar, küçük bir göle yukarıdan bakıyormuş izlenimine kapılıyordu.'

6. Bölüm 'Michelangelo altın standarttır. Kadınsı bir kırılganlık yansıtacak biçimde, gevşek bir sapan taşıyan elini kıvırıp Davut'a ustaca, efemine bir kontraposto pozu vermiştir.'

8. Bölüm The Matter of Time 'Sanatçısının ismi Richard Serra. Böylesine ağır malzemeyle desteksiz duvarlar kullanıması dengesiz duruyormuş izlenimi veriyor. Ama aslında hepsi de oldukça sağlam.'
12. Bölüm Cai Guo-Qiang, Head On, 2006 'İsmi Head On (Bodoslama) Duvara doğru gözü kapalı koşan doksan dokuz kurt, geleneklerden sapmaya cesaret edemeyen sürü mantığını sembolize ediyor.'
1.bölüm s.81 'Bilgisayarlar sanat üretmeye başladığında sanatçısı kim olacak? Bilgisayar mı yoksa programcısı mı?'

28. Bölüm Louise Bourgeois, Cells 'Tabelasında HÜCRELER yaz bu çok geniş galeride kafese benzeyen acayip bölmelerin her birinin içinde beyaz amorf bir heykel vardı.'
1.     41. Bölüm Giaquinto Corrado Religion Protected by Spain (İspanya'nın Koruduğu Din) 1750



44. bölüm 'Davetlilerin çoğu müzedeki en ünlü eser El Guernica'yı görmek için 206.06 numaralı salona gitmişti. Yedi buçuk metre uzunluğundaki Picasso eseri, İspanya'daki İç Savaş sırasında küçük bir Bask kasabasının bombalamasını tasvir ediyordu.'


Politika ve savaş resimle aktarılabilir mi? Picasso'dan bir başyapıt. 79 yıl geriye, Guernica'ya gidiyoruz...

49. Bölüm Parc Güell, Antoni Gaudi 'Doğanın sadık bir öğrencisi olan Antoni Gaudi, organik biçimlerden mimari ilham alıyordu. Bir zamanlar Gaudi'nin ''Doğada düz çizgiler yoktur,'' dediği bilinir ve onun eserlerinde düz çizgilere gerçekten de pek seyrek rastlanır.'


49. Bölüm 'Casa Milà, Gaudi'nin en ünlü binalarından biriydi. Çok katlı cephesi ve dalgalı taş balkonlarıyla kazı yapılmış bir dağı andıran bu göz kamaştırıcı ''konut'' şimdilerde ''taş ocağı anlamına gelen ''La Pedrera'' ismiyle anılıyor.'



52. Bölüm Paul Gauguin 'Tablodaki kelimeleri şaşkınlık içinde okudu: D'où Venons Nous? Que Sommes Nous? Où Allons Nous? Nereden geliyoruz? Biz neyiz? Nereye gidiyoruz? '



s.278 'En sağda; hayatın başlangıcını temsil eden bebek, bir kaya parçasının üstünde uyuyordu. Nereden geliyoruz?'
'Ortadaki farklı yaş gruplarından insanlar gündelik işlerini görüyorlar. Biz neyiz?'
'Ve sol tarafta derin düşünceler içinde oturmuş yaşlı kadın kendi ölümünü tahayyül ediyor gibiydi. Nereye gidiyoruz?'


61. Bölüm 'Gaudi'nin tartışmalı Basilica de la Sagrada Familia'sı, sadece özel bağışların geliriydi yüz yıldan fazladır yapım aşamasındaydı. Gelenekçilerin ürkütücü bulup organik şekilleri ve doğayı yansıtan tasarımı yüzünden eleştirdiği kiliseyi...'



Modern zamanların en tuhaf ve en aykırı mimarı Antoni Gaudi. Ama Picasso onu bağnaz bir gerici olduğunu düşünürdü.
70. Bölüm William Blake, The Ancient of Days (Günlerin Atası), 1974 'Rahip Bena'nın buna bir ''Tanrı resmi'' demesi onu şaşırtmıştı. Resimdeki aslında Hristiyan Tanrısı değil, Urizen isimli ilahtı.'


s.369 'Eserin tarzı öylesine fütüristikti ki, yüzyıllar sonra ünlü fizikçi ve ateist Stephen Hawking, God Created the Integers kitabına kapak resmi olarak bunu kullanmıştır.'


Aşağıdaki tanıtım bülteni, www.dr.com.tr den alınmıştır.




Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Genç adam, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan
görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos, haham ve ulema birbirlerine baktılar, sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi. Genç adam kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı. Temellerini sarsmayacak, yıkacak, diye düşündü. Din adamları üç gün içinde bu sunumu bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı: Hepsinin tümden yanlış olduğunu...

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklayacağı gece her şey trajik bir biçimde karanlığa gömülür. Eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak, kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden habersizdir...

(Tanıtım Bülteninden)

 






Hamur Tipi : 2. Hamur
Ebat : 13,5 x 21,5
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sayfa Sayısı : 536
Medya Cinsi : Ciltsiz
Orijinal Adı : Origin

15 Eylül 2017 Cuma

Cevdet Bey ve Oğulları - Orhan Pamuk


              Mutsuzluk, sıkıntı üzerine kurulu bir roman. Kitap boyunca anlatılan bütün karakterler aslında mutsuz. Mutsuzluk sebeplerini sorguluyor ama bulmak bir yana daha da derinleştiriyorlar. Kitap genel olarak , kuzey ülkelerinden, İskandinav bir yazar tarafından yazılmış gibi. Orhan Pamuk’un son kitaplarını okumuş birisi olarak ilk kitabını okurken intihar etmeye meyilli bir yazar gibi hissettim.  Bence kitap yorumlarında bahsedildiği gibi olağanüstü bir kitap değil. Yazarın güncel kitapları çok daha başarılı. Kitap temel olarak üç bölümden oluşuyor. Cevdet Bey, Abisi , yeğeni, evlilik süreci eşi ve ailesinden bahsettiği birinci kısım. Daha sonra oğulları ve arkadaşlarının hayatlarını anlattığı ikinci kısım, son bölümde ise Cevdet Bey'in torunu ve onun ölen babasına benzeyen bir aslında pek işe yaramaz bir birey. Kitap bittiğinde daha bitmemiş gibi hissediyorsunuz. Zaten Orhan Pamuk'un da söylediği gibi bu kitabında bitişi diğer kitaplar için bir başlangıç niteliğinde.



Aşağıdaki tanıtım bülteni www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.





Orhan Pamuk'a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor. Yazarın "Ülke, Aile, Roman" üzerine sonsözüyle...

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul'un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey'in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey'in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."
-Frankfurter Allgemeine-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 644

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa Sayısı : 644
İlk Baskı Yılı : 2013
Dil : Türkçe













24 Ağustos 2017 Perşembe

Şu Çılgın Türkler - Turgut Özakman



               Hikaye tarzında anlatılmış, kurtuluş savaşımızın tarih kitabı. Pek çok kısa hikaye ve yakın tarihimizin bilinen karakterleri var. Kitapta asıl bana ilginç gelen konu, Atatürk'ün düşmanla uğraşmasından daha fazla zamanı, iç karışıklıklarla uğraşarak geçirmesi. Bir diğer nokta ise tarihte İnönü savaşı olarak bilinen muharebe öncesi 100.000 kişilik ordumuzdan , 30.000 kişinin kaçarak , ordunun ilk planda geri çekilmesi görünüyor. Bir ordudan %30 luk bir asker topluluğu bütün donanımı ile savaştan kaçıyorsa bu ulus için kahraman askerler şeklinde yorum yapmak çok yanlış olur. Kendimizi kandırıyoruz ya da bu şekilde motive ediyoruz. Kaos teorisi en iyi Türkiye de çalışıyor. Tarih sayfalarını okurken bunu da analiz etme fırsatımız doğuyor.

              Kitapta tuhaf ayrıntılar gizli;  
              Cephane taşırken rum kasabalarından destek almak dahiyane bir proje. Atatürk bunu nasıl yaptı derseniz. Ulus, vatan bilinci olmayan topluluğa düşman geliyor evinizi, köyünüz yakıp yıkacak, birlik olmalıyız şeklinde motive ediyor. Bence savaşın en büyük başarısı bu olmalı. Kurtuluş savaşının her aşamasında diplomatik, askeri, yönetsel, ekonomik  Atatürk’ün dehasını görüyorsunuz. Ankara'dan  ordunun büyük taaruza hazırlandığı dönemde, Rus büyük elçi bazen de Rus bakanlar Atatürk ve İnönü’ye görüş ve düşünlerini aktarıyorlar.

               Atam İzindeyiz.  Seni her zaman özlemle ve minnetle anıyoruz. Seni görmedik ama her zaman kalbimizde yaşıyorsun. Ne Mutlu bize senin gibi bir liderimiz var, Ne Mutlu Türk'üm Diyene. Bu milletin tarih boyunca en büyük şansı Atatürk gibi bir lidere sahip olmasıdır. 


Kitabın Sonunda Turgut Özakman'ın gençlere seslenişi;

Sevgili Gençler !

             İstiklal Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yalancılara çiğnetmeyin.

Sevgilerle.




Aşağıdaki bülten www.dr.com.tr den alınmıştır.




80 yıldır beklenen kitap. - Turgut Özakman'ın elli küsur yıldır süregelen
çabasının ürünü.

- Milli Mücadelemizin, bir serüven romanı gibi rahat
okunan ve şimdiye kadar yazılmamış ayrıntılı, çok yönlü
öyküsü.

- Gurur ve ibret verici gerçeklerin, gerçek belgelere
dayalı olgu ve olayların, insanı içine çeken, şaşırtan,
heyecanlandıran, ağlatan, gönendiren anlatısı.

- Tüm yeni nesillere eşi olmayan bir armağan.


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 752

Baskı Yılı: 2015


Ciltli:

Sayfa Sayısı: 752

Baskı Yılı: 2005


Dili: Türkçe
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı : 752
İlk Baskı Yılı : 2005
Dil : Türkçe

6 Temmuz 2017 Perşembe

Son Ada - Zülfü Livaneli

            Kurgu ve göndermeler çok ama çok güzel. Darbe yapıp bir adaya olmasa bile, Marmaris'in sakin bir köşesine çekilen kimdir ?
            Kitapta işlenen ekolojik dengesinin bozulmasının yol açtığı sorunlar çok güzel örneklenerek anlatılmış. Kitapta yer alan karakterler ve güç karşısında değişen davranışlar. Kitabın bütünü aslında kapalı bir çevrede oluşan sosyalojik etkileşimleri anlatıyor. Yazar iyi, kurgu iyi, konu iyi, bitmesin diye okuduğum bir kitap oldu. Artık gelenek haline geldi, yazar Zülfü Livaneli ise kitap okunur, hem de büyük bir keyifle okunur. Umarım daha çok sayıda eser verir.

Aşağıdaki bülten www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.



"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-
(Tanıtım Bülteninden )


İnce Kapak: 

Sayfa Sayısı: 196

Baskı Yılı: 2015


e-Kitap: 

Sayfa Sayısı: 170

Baskı Yılı: 2013


Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap
Sayfa Sayısı : 196
İlk Baskı Yılı : 2013
Dil : Türkçe