8 Haziran 2020 Pazartesi

Son Av - JEAN-CHRISTOPHE GRANGE

Almanya'nın köklü ailelerinden Geyersberg ailesinin bir varisi öldürülüyor. Ailenin Nazi suçlularla ilişkisi var ve ipuçlarından Porsche'nin kuruluşuna göndermeler yapılıyor. Fransız polisi ve Alman polisi birlikte çalışıyor, sebebi tahmin edeceğiniz gibi sınır bölgesinde Fransa tarafında işlenen bir cinayet, ölen ise Alman vatandaşı olduğu için. Niemans yine bildiğimiz gibi, öfke kontrolü yapamıyor ve ortağı İvana ile birlikte depresyonda, aile kavramına karşı, sebepleri ise bence çok geçerli. Kitabın sonu beklenmedik şekilde değil bence tam beklendiği gibi bitiyor, sadece mantık yürütmek yeterli. Hikaye akıcı ama Grange stardartlarının altında.

Not:Aşağıdaki tanıtım bülteni ve fotoğraf www.dr.com.tr sayfasından alınmıştır.


Kara orman’da son av başladı… ardında hiçbir iz bırakmayan avcı kim?

Komiser Niémans, yardımcısı Ivana Bogdović’le Alsace bölgesinde işlenen vahşi bir cinayeti çözmeye gider. Kendi karanlık geçmişlerini de yanlarında götüren iki polis, Kara Orman’da saklanan bir sırrın peşine düşerler. Kızıl Nehirler’in başkahramanı Niémans’ın dönüşünü müjdeleyen Son Av, kökeni Nazi Almanyası’na kadar giden sürprizlerle dolu bir gerilim…

 

(Tanıtım Bülteninden)

 

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 304

Ebat : 14 x 23

İlk Baskı Yılı : 2020

Baskı Sayısı : 1. Basım

Dil : Türkçe




Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm - Zülfü Livaneli

Stockholm'de buluşan her milleten siyasi mültecilerin hikayesi. Hepsi yeni bir hayat kurmak, herşeye sıfırdan başlamak için İsveç'e gelmiş ama geçmişleri onları bırakmıyor. Hiçbiri normal değil, ama ülkenin onlara sunduğu imkanlar kötü değil. Hepsinin geçmişi çok üzücü hikayelerle dolu. "Bir Kedi" yani Sirikit, hikayenin en güzel kısmı.
Çok akıcı, okuması rahat bir kitap ama başrol karakteri, yazardan daha iyi anlatıyor. Mutlaka okunması gereken bir kitap, Livaneli bence Türkiye'nin en iyi yazarı.

Not: Aşağıdaki tanıtım bülteni ve fotoğraf www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.


"Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman." Yaşar Kemal
"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."
12 Mart rüzgârlarının İstanbul'dan Stockholm'e savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiye'den bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar.
Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir...
Zülfü Livaneli'nin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2016
e-Kitap:
Sayfa Sayısı: 186
Baskı Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Doğan Kitap

1 Haziran 2020 Pazartesi

Ebedi Koca - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Okurken, kim iyi kim kötü anlamakta güçlük çektim. Dostluk ve düşmanlık arasında gelgitleri ve  sonunda aslında herkeste kontrol edilebilir ya da kontrol edilemez bir kötülük duygusu olduğu anlatılmış. Burada iki başrol karakteri arasında kadınlar konusunda rekabet olduğu söyleniyor ama öncesinde ve sonrasında aslında Pavel Pavlovitch hep aldatılan eş durumunda. Tuhaf bir hikaye, Dostoyevski kitabı diye bitirdim. Çok zaman harcamaya değmez.

Aşağıdaki tanıtım bülteni ve fotoğraf dr.com.tr sitesinden alınmıştır.




"Nedir bu 'ebedi koca' dediğiniz, kuzum efendim? Ne anlama geliyor bu?" diye karşılık verdi Pavel Pavlovitch kulaklarını dikerek.

"Bu tür bir kocadır işte. Anlatması çok uzun sürer."

Dünya edebiyatının büyük yazarı Dostoyevski'nin Ebedi Koca romanı okuyucusunu insana dair sorgulamalarla yüz yüze bırakan bir eser.

Roman, hayatları bir kadın karakter vasıtası ile kesişen iki erkeğin aşk, nefret, suçluluk üçgenindeki insanlık hallerini gözler önüne seriyor.

Ebedi Koca, Dostoyevski'nin anlatımıyla insan bilincinin düalizmini ve çekişmelerini okuyucuya yoğun bir şekilde hissettiren bir dünya klasiği.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 249

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: İmge Kitabevi
İlk Baskı Yılı : 2016
Dil : Türkçe

31 Mayıs 2020 Pazar

Londra - Edward Rutherfurd

Milattan önceki dönemlerden başlayarak, günümüze kadar Londra'da geçen tarihsel hikayeler anlatılmış. 21 bölümden oluşmuş, daha doğrusu 21 kitap diyebiliriz. Farklı çağlarda birbiri ardına tarihi olaylar anlatılarak, hikayeler kurgulanmış. Hikayeler her ne kadar birbirine bağlı olmasa da, aynı ailelerin fertlerini kuşaktan kuşağa anlatılıyor, bu aileler Ducket, Silversleeves, Bull, Barnikel soyadları ile anılıyor. Günümüz Londra semtlerinin isimleri nereden gelmiş tek tek anlatıyor. Globe tiyatrosu nasıl kurulmuş, William Shakespeare ve eserlerinin sahnelenmesi de dönemin karakterleriyle anlatılmış. Shakespeare her ne kadar yazdığı eserler tartışma konusu olsa da, aslında İngiliz edebiyatı Shakespeare öncesi ve sonrası diye ikiye ayrılır. Shakespeare sonrası İngiliz edebiyatı var olmuştur denilir. Bu arada, İngiliz diye bir ulus var mı ? Kitap boyunca bu sorgulanıyor, Londra'ya kuzeyden gelen keltler ve vikingler, sonra adayı işgal eden saksonlar ve germenler daha sonra ise ticaretin merkezi olan Londra'ya dünyanın her yerinden gelen bütün dünya vatandaşları. Günümüzdeki İngiliz vatandaşlarının genetik yapısı, büyük ihtimal dünyanın her yerinden çıkar. Kitapta anlatıldığı gibi, Newyork da yaşayanlara Newyorker denmesi doğru ama Londra'da yaşayanlara Londralı ya da Londra'da yaşayanlar denemesi gerektiği öneriliyor. 

Kitabı okumak zor, eğer korona günlerine rastlamasaydı, herhalde bitiremezdim. Sıkıntıdan herşeyi okumaya başladım. Evde okuyabileceğim herşeyi okur hale geldim. İngilizlerin nasıl Amerika'ya göç ettiği, aslında Amerikaya giden Londralıların %70'i niteliksiz, işsiz ya da kralın baskısından kurtulmak için kaçmış ailelermiş. Bir kısım insanlar ise, kanun kaçağı olarak Amerika'ya gitmiş. Kitabın ilerleyen bölümleri okumaktan keyif aldığım ve daha güzel olduğunu düşündüm. George dönemi ya da george tarzı kavramının ne olduğunu hep merak ederdim. Aslında George isimli mimarların, birbirine benzer mimari tarzları ile oluşmuş, başka kaynaklarda ise; 1830 yılına kadar İngiltereyi yöneten George isimli kral döneminde oluşan kırsal ingiliz mimari tarzı olarak anlatılıyor. Son bölümlerde anlatılan bazı hikayelerin konusunu biliyordum, ya okudum ya da izlemiştim. 

Aşağıdaki tanıtım bülteni ve fotoğraf  dr.com.tr  sitesinden alınmıştır.




Aristokratlar ve taş ustaları, bİracılar ve toptancılar, meclİs üyelerİ ve fahİşeler, demİrcİler ve mezar soyguncuları... Londra'NIN HİKAYESİ boyunca, tıpkı Thames Nehrİ gİbİ durmaksızın akan yaşam, her sınıftan her çeşİt İnsanIarı, bu eşşiz şehrin tarihine dönüştürüyor. Londra, belki de dünyadaki tüm şehirlerden daha çarpıcı bir tarihe sahiptir. Ve artık, bu şehrin hikayesinin eşsiz bir sesi var. Bu epik romanda Edward Rutherfurd, okuru, Roma Dönemi'nden Tower Bridge'in Victoria Dönemi mühendislerine ve bugünkü liman alanının gelişimine dek yüzlerce yıllık bir yolculuğa çıkarıyor; renkli karakterlerinin yaşam öyküleri ve maceralarıyla, Londra tarihinin derin ve dokunaklı zenginliğine can veriyor.

"Yaz sonunda, ağaçların döktüğü yapraklar yerde birikir. Sonrasında toza toprağa karışıp gideceklerini düşünürsünüz ancak aslında hiçbir zaman tamamen yok olmazlar. Aynısı insanlar için de geçerlidir. Özellikle de bir şehirde... Her yıl, her yüzyıl, ardında kalıcı izler bırakır. Bunlar birikip sıkışır, yer yüzeyinin altında kaybolur. Fakat insan hayatına dair ufak bir parça kalır. Bir Roma seramiği, bir madeni para, Shakespeare zamanından bir toprak pipo... Hepsi bir yerlerde durur. Onları sadece birer nesne olarak görmeyin. Çünkü o para, o pipo bir zamanlar birine ait olmuştur; yaşayan, seven, her gün bizim gibi nehre ve gökyüzüne bakan birine. Biz, yer altında saklanan milyonlarca, milyonlarca pencereden birini açıyoruz."

"Edward Rutherfurd'un muhteşem romanı Londra, İngiliz tarihinin önemli olaylarını bir araya getiriyor. Rutherfurd, titiz bir araştırmayla, mükemmel bir sonuç elde etmiş. Zengin dokusunda kaybolacağınız bir roman."
-The New York Times-

"Çok az edebi roman bize modern insanın tarihi hakkında bu kadar çok şey söyler ya da bir şehre karşı böylesine merhametlidir."
-Daily Telegrap-
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 1104

Baskı Yılı: 2013


Dili: Türkçe
Yayınevi: Artemis Yayınları

İlk Baskı Yılı : 2013

Dil : Türkçe




19 Mayıs 2020 Salı

Metro 2033 - Dmitry Glukhovsky

Kitabın, oyunu ve filmi yapılmış, Nükleer bir savaştan sonra insanların metroda yaşamak zorunda kalması anlatılıyor. Kitabı okurken amaçsızca Moskova metrosunda dolaşan Artyom'un başından geçen olaylar anlatıyor gibi geliyor. Fakat finali çok başarılı. Moskova'yı gezmeden önce metro hatlarını ve özellikle bazı istasyonları araştırmıştım, gidip gördükten sonra da büyülenmiştim. Bildiğim, Kızıl Meydan'a çok yakın olan metro istasyonları, kitapta detaylı olarak anlatılıyor. Her ne kadar kitapta çok bahsedilmese de, birçok istasyon adeta müze gibi ve büyüleci bir atmosfere sahip. Zaten Moskova büyüleyici bir kent. Kitabı önermem, zor okudum, bütün seriyi okumayı planlamıştım ama vazgeçtim. 

Aşağıdaki tanıtım bülteni ve kitap fotoğrafı www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.


Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son kalesi.

Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.

Genç Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık...
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 600

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: Panama Yayıncılık

İlk Baskı Yılı : 2015

Dil : Türkçe


Dönüşüm - Franz Kafka

Kafka insanları aydınlıkta ya da karanlıkta görür, kendisi karanlıkta yer almaktadır. Karanlık aslında azınlığı ya da ezilmiş kesimi temsil eder. Dönüşüm kısa, ama üzerinde konferanslar verilen bir hikaye. Gregor'un bir böceğe dönüşmesi, sanki bir iş kazası ile olumsuz bir olayın yaşanmasını anlatıyor. Dönüşüm, sadece Gregor'un bir böceğe dönüşmesini değil, Grete'nin idealize edilmiş kişiye dönüşümünü anlatıyor. Sebebini bilmiyorum ama Kafka'nın hayatını okuduktan sonra ikinci kez bu hikayeyi okudum ve daha çok etkilendim. Gregor aslında hiç ümidini kaybetmiyor ama onu istemeyen ailesi Gregor'u çoktan silmiş durumdalar, bu kısmı çok üzücü. Kafka'nın mutlu sonu yoktur denilir, bütün eserlerini okumadım ama doğru olabilir.

Aşağıdaki tanıtım bülteni ve fotoğraf www.dr.com.tr sitesinden alınmıştır.


Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden) 


İlk olarak 1915’te yayımlanan Dönüşüm, hikâyenin kahramanı Gregor Samsa’nın kendini bir sabah dev bir haşereye dönüşmüş halde bulmasıyla başlar ve hayatındaki değişiklikleri aktararak devam eder. Edebiyat dünyasında Kafka’nın en popüler eserlerinden biri sayılan yapıt, sade bir dille okuyucuya “toplumun farklı olanlara yaptığı muamele” hakkında bir fikir kazandırırken, diğer yandan küçük burjuva toplumlarındaki aile yapılarını en ince ayrıntısına kadar gözler önüne sermektedir. Dönüşüm ile Kafka, bir insanın haşereye dönüşmesini, soyut bir kavram olarak değil de, toplumsal ve felsefi birtakım etkilerle ele almıştır. Kafka; Gregor’un annesi, babası, kız kardeşi Grete, hizmetçileri, patronu, yarattığı diğer karakterler ve tema çeşitliliği ile okuyucuyu kendine bir kez daha hayran bırakır.

Kapak Uygulama: Hazar Ata
Editör: Nil Tuna



Hamur Tipi : 2. Hamur
Ebat : 12,5 x 19,5
İlk Baskı Yılı : 2018
Baskı Sayısı : 1. Basım
Orijinal Adı : Die Verwandlun

19 Nisan 2020 Pazar

1984 George Orwell

Bu kadar güzel bir kitabı neden daha önce okumamışım diye düşündüm, corona günlerine nasip oldu.
1947, 1948 yıllarında yazılmış bir kitap, 1949 yılında basılıyor.
Gelecek öngörüleri içeren kitabının ismi, aslında 48 yılının, 84 olarak rakamlarının yeri değiştirilerek oluşturulmuş. Türkçeye çevrilmesi de, rastlantı sonucu 1984 yılında olmuş.
3. dünya sonrası dünyada 3 büyük güç var. Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya.
Okyanusya, ABD ve İngiltere'yi içine alan bir süper güç, hikaye bu bölgede geçiyor, Winston'ın hüzünlü hikayesini anlatıyor. Hikaye, her ne kadar Londra'da geçse de, aslında sanki Sovyetler Birliği'ni anlatıyor gibi. Yazara bu soru sorulduğunda kabul etmemiş, fakat ikinci dünya savaşı sonrası sanki ısmarlama bir kitap olarak yazılmış.  Düşünce suçu aslında büyük biradere karşı olan düşünçe oluyor.
"Geçmişi kontrol altına alan, bugünü kontrol altına alır" felsefesi ana fikir. Bugün iktidarın yaptığı da bu, tek adam kontrolünde; geçmişi manüple ederek, olmuş olayları yeniden ele alıp, Atatürk'ü yok etmek  ya da başarısız göstermek üzerine bir gayreti var. Bizdeki Atatürk servgisi bitmez ama bu iktidar devam ederse, yeni nesiller Atatürk'ü ya tanımayacak, ya da yanlış tanıyacak.

Kitapda geçen not aldığım sözler;
"Akıllılık çoğunluğa bakarak ölçülmez"
"Bağnazlık bilinçsizliktir"
"Bilinçleninceye kadar asla başkaldırmayacaklar ama başkaldırmadıkça da bilinçlenemezler"

Aşağıdaki fotoğraf ve tanıtım bülteni www.dr.com.tr den alınmıştır.


1984
Distopya olarak nitelendirilen George Orwell’ın bu şahane eseri, geçmişin aslında ne kadar da gelecekten izler taşıdığını ortaya koyuyor. 1948’de kaleme aldığı bu eser ile Orwell, günümüz modern dünyasına bir protesto bırakıyor. Her ne kadar kitabında 1984 yılını tasvir etse de kitabın derinliklerinde bugünden izler de bulabilmeniz mümkün. Bu durumda elbette ki George Orwell’ın ileri görüşlülüğü etkili.

Sovyet Rusya’ya bir eleştiri niteliğinde olan bu kitap, günümüz siyasetinin baskısı, toplumdaki adaletsizliği, insanların tek tipleştirilmek istenmesi, zihnin kontrolü ve bireyselliğin yok edilmesi gibi kavramlar üzerinde de duruyor. Ütopik olduğu kadar gerçekçi yönlere de yer veren roman, sizi yaşadığınız toplum düzeni içerisinde de düşünmeye davet ediyor. Önlem alınmadığı takdirde nerelere sürüklenebileceğimiz konusunda ipuçları veren bu romanı, elinizden bırakamayacaksınız.

Modern Dünyaya Bir Protesto: 1984
Büyük Birader olarak adlandırılan kişi ve onun denetimindeki partisi, Okyanusya yönetiminin başıdır. Okyanusya’da Büyük Birader’in otoritesiyle, toplumda hiyerarşik bir sınıflandırma bulunur. Topluma, tüm insani duygulardan arınmalarını emreden Büyük Birader; ülkede aşkı, erotizmi, bireysel evliliği ve günlük tutmak gibi insani eylemleri de yasaklamıştır. Evlilikler, tamamen devlet kontrolündedir ve amaç yalnızca devlete hizmet edecek çocuklar yetiştirmektir. Diğer yandan, ülkedeki tüm yazılı ve yazısız yayın organları, sadece devlete bağlıdır ve asla kendi düşüncelerinizi ifade etmenize izin verilmez.

Çoğunluğun bu sisteme uyduğu ve itiraz etmeksizin Büyük Birader’e saygı gösterdiği Okyanusya’da, elbette ki sisteme karşı gelen kişiler olacaktır. Bunlardan biri de Doğruluk Bakanlığı’nda çalışan Winston’dır. İçerisinde bulunduğu sıkışmışlık hissi, onu her şeye karşı gelmeye itecektir. Hikayede burada başlar. Winston’ın başkaldırışı, Julia ile olan yakınlaşması ve eylemleri sonucu başına gelenleri George Orwell, büyük bir ustalıkla işlemiştir. Kitabın sonundaysa Winston’ın türlü işkenceler sonucu, devlete bağlı bir vatandaşa dönüştürüldüğüne tanık oluruz.

Bunu Biliyor muydunuz?
George Orwell kitabın geçtiği yıl olarak aslında 1980 yılını seçmiştir. Fakat kitabın tamamlanması, Orwell’ın hastalığının da etkisiyle uzadıkça yılı, 1982 olarak değiştirmiş, sonrasında ise 1984 yılında karar kılmıştır. Bunun nedeni ise Orwell’ın kitabın yazımını 1948 yılında tamamlamasıdır. Orwell, 1948’in son 2 rakamının yerlerini değiştirmeye karar verir. Böylece kitap, 1984 adı ile basılır. 

İlk Baskı Yılı : 2000
Dil : Türkçe